24 Aralık 2011 Cumartesi

Doğanın Lütfu...

Resmi olarak kış geldi, 21 Aralık'ı devirdik... Bahçe de iyice sakinleşti haliyle, ama son yağan yağmurlar, biraz açan güneş sayesinde lütfunu esirgemiyor bizden hala...

Bugün eldivenlerimi taktım. Isırgan otu topladım bahçeden keyifle... Kimileri ufak, kimiler tohuma kaçmış, hatta mor saplı, iri yapraklı cinsi bile vardı aralarında... Bu iri yapraklıları ilk Almanya'da görmüştüm. Burada olduğunu bilmiyordum, ne güzel çeşit oldu bana da... Yine de o kalın saplar, eldivenlerin  üzerinden dalamayı becerdiler beni. "Isırganı seven..." dedim içimden. Buralarda dalağan diyorlar ısırgan otuna.

Yanı sıra biraz ebegümeci, biraz iğnelik, biraz da pazı buldum, hatta radikayla bile karşılaştım kışın bu ilk günlerinde kendinden geçmiş, inadına yemyeşil olmuş bahçede... Ne mutlu bize diye düşündüm. Doğa her mevsimde lütfunu gösteriyor bize...

İğnelik otu. görsel: garova.blogspot.com
Bugünün menüsünde bahçeden taze biçilmiş pırasalar var ek olarak, son birkaç yeşil domatesi atacağım içine, Sultan'ın önerisine uyarak. Yeni tatlara yelken açtık bir defa daha...
Hepsini karıştırıp börek yapmayı planlıyorum, kavurması da güzel olur aslında, karar veremiyorum.


Sağolsun Bahar'ın Bahçesi...

Not: Bu arada yazmayı unuttum, ısırgan otu ile ilgili daha detaylı bilgi için bu Doğayı Keşfederken blogunu okuyabilirsiniz.

21 Aralık 2011 Çarşamba

Yeşil domates çorbası

Bu tarifi ilk olarak Yemekli Vagon'da görmüştüm. Ancak önce yeşil domates pilaki, bir sonraki seferde de yeşil domatesin kavurmasını (soğan ve domatesler zeytinyağında kavrulup sarımsaklı yoğurt eklenerek servis yapılıyor.) yapınca, çorba üçüncü haftaya kaldı.

Her neyse, Bahar'ın Bahçesi'nden bu hafta toplanan yeşil domatesler bugün çorba halinde beğeniye sunuldu. Evdeki testten alnının akı ile geçince sizlerle paylaşılmaya layık görüldü.

Her ne kadar orijinal tarife bağlı kalmak istesem de son dakika dokunuşları ve bizim evin pişirme adetleri tarifi biraz değiştirdi. İşte benim tarifim:

Malzemeler:
500 g doğranmış yeşil domates
2 tatlı kaşığı tam buğday unu
2 su bardağı süt (oda sıcaklığında)
2 su bardağı su veya et suyu
1 tatlı kaşığı biber salçası
2 diş sarımsak
çok az tarçın
Divolio sızma zeytinyağı
tuz

Yapılışı:
Un ve zeytinyağını karıştırın. Un pembeleşene kadar kavurun. Üzerine yavaş yavaş sütü ilave edin. Bu aşamada dikkatli olmak, sütü yavaş boşaltmak ama hızlı karıştırmak lazım, un topaklanabilir. Kalan malzemeleri ilave edip pişmeye bırakın. İstenilen kıvama gelince altını kapatın ve el blenderinden geçirin. Çorbanız servise hazır.

Orijinal tarifte tereyağı vardı, bizim evde pek kullanılmıyor tabii. Bir de aynı şekilde beyaz un da pek tercih edilmiyor. Çorbalarda yoğun un tadını sevmediğim için miktarı da epey azalttım. Tarifte ne soğan ne de sarımsak vardı, ancak son saniye yine de 2 diş sarımsak eklemeden duramadım. Alışkanlık işte. Son olarak kapağı kapamadan önce şeytan dürttü, tarçın diye fısıldadı kulağıma, kıramadım. Benimki de böyle bir çorba oldu işte...

Afiyet olsun hepimize.

Fotoğraf: http://cicekbakimi.blogcu.com

17 Aralık 2011 Cumartesi

Zeytinyağlı Brüksel Lahanası

Başka hiç bir sebze yok ki görüntüsünün ele verdiğinden bu kadar farklı, bu kadar güzel bir lezzeti olsun. O görüntü nedeni ile yıllarca uzak durdum Brüksel lahanasından... Sanırım son 5 yıldır yiyorum. Ancak bugün nasıl pişirsem diye tarifleri karıştırarak biraz kafa yordum, bildiğimin dışına taşsam biraz diye, her zamankinden daha harika bir sonuç aldım. Paylaşmadan edemeyeceğim.

Malzemeler:
Soğan
Sarımsak
Brüksel lahanası
Havuç
Patates
Biber salçası/ Domates püresi
Limon suyu
Süt
Divolio natürel sızma zeytinyağı
Su ve tuz

Hazırlanışı:
Brüksel lahanasını yıkadıktan sonra diplerini ve gerekiyorsa dış yaprağını kesin. İkiye bölün. Doğranmış soğan ve sarımsağı zeytinyağında öldürün. Halka doğranmış havuçları ilave edin biraz çevirin. Brüksel lahanasını ekleyin, kavurmaya devam edin. Küp şeklinde doğranmış patatesleri ekleyin. Ben her zaman 1 tatlı kaşığı biber salçası kullanıyorum yemeklerime renk versin diye, üstüne de domates püresi ekliyorum, arzu ederseniz salça da kullanabilirsiniz bunun yerine, ama tat garantisi veremem. 1 su bardağı süt ve yarım çay bardağı limon suyu ekleyin. Tuzunu ilave edin. Üstüne çıkmayacak kadar sıcak suyu da koyup kısık ateşte pişmeye bırakın. Patatesler yumuşadığında yemeğiniz pişmiştir.

Yanında bulgur pilavı da çok iyi gidiyor.

Afiyet olsun.

Bira ile mayalanmış peynirli ekmek

BBC'nin yemek - gezi programlarını severek izleriz genellikle. Bunlardan biri de Hairy Bikers. Bir yandan motosiklet üzerinde gezip bir yandan da yemek yapan iki sakallı amca. İşte geçen akşam onların programında gördük bu ekmek tarifini ve resmen baştan çıktık.

Ben ekmek yapmayı, özellikle de hamuru yoğurma ve mayalandırma kısmını çok severim. Yine de uzun süredir kendimi ekmek makinalarının kollarından alamıyordum, vesile oldu, iyi oldu.

Arzu edenler ekmeğin orijinal tarifini yukarıdaki linkten bulabilirler. Ben kendi uyarladığım tarifi anlatacağım.



Malzemeler:
2 çay kaşığı şeker
1 çay kaşığı toz (instant) maya
250 ml dark bira
260 g beyaz un
160 g tam buğday unu
200 g rendelenmiş çedar peyniri (ben onun yerine eski kaşar kullandım, daha aromalı olsun diye)
75 g rendelenmiş parmesan peyniri
50 g süt tozu (evde yoktu, onun yerine 50 ml st koydum, ancak bu nedenle biraz un daha ilave etemek zorunda kaldım)
1 çay kaşığı tuz (bana biraz az geldi)
1 çay kaşığı hardal tozu (evde olmadığı için direkt hardal kullandım)
1 yumurta
1 çay kaşığı rezene tohumu (evde yok diye üzülürken baharat dolabında bahçede yürürken topladığım arapsaçı tohumlarını buldum. Bir nevi yabani rezene. Bu tarifte de Bahar'ın Bahçesi'nden bir parça olmuş oldu böylece)
üstü için 1 yumurta akı

Yapılışı:
- Şeker ve mayayı bir bardak içindeki biraya ekleyin, biraz karıştırın ve 5-6 dakika beklemeye bırakın.
- Unları, rendelenmiş peynirleri, tuzu, anasonu (toz olarak kullanıyorsanız hardal tozu ve süt tozunu da) karıştırın. Yumurta, hardal, sütü ilave edip iyice karıştırın, sonra biralı karışımı ilave edip yoğurma işlemine geçin. Ele yapışmayan bir hamur olana iyice yoğurun. Gerekirse az miktarda un ekleyin.
- Temiz ve unlanmış bir zeminde 20-25 dakika beklemeye bırakın. Bu işlemin sonunda elastiki, yumuşak bir hamur elde etmeniz gerekiyor. Bekleme sonunda hazurum üstü çok kuruduysa çok az ılık su ile nemlendirin.
- Bu sürenin sonunda hamuru pişireceğiniz tepsiye yerleştirin. Bıçakla üstüne çizikler atın, ıslak ince bir bez ile üzerini örtüp ılık, kuru, cereyansız bir yerde 2 saat bekletin. Mayalanma tam olduğunda hamur yaklaşık 2 katına çıkacaktır. Daha yoğun bir ekmek için daha kısa süre bekletmelisiniz.
- Bu arada fırını 200oC'ye ısıtın. Kabarmış hamurunuzun üzerine yumurta akını sürün ve fırına yerleştirin.
- Kabuğun çıtır olması için fırına bir kase içinde buz ilave edebilirsiniz.
- Kabuk altın sarısı rengini aldığında (yaklaşık 20-25 dakika) fırından alın. Biraz soğuduktan sonra tepsiden çıkartın.
Afiyet olsun... Bize oldu :)

Fotoğraflar bizim ekmeğe ait. Kusura bakmayın, tatma hevesim ön plana geçti, önce yedik, sonra fotoğraf çektik...

11 Aralık 2011 Pazar

Reduce - Reuse - Recycle (Azalt, tekrar kullan, geri dönüştür)

Çevre ve doğayı korumanın en önemli düsturlarından biridir bu üçlü... Azalt, tekrar kullan ve geri kazan... Bundan 10-15 sene önce sevgili dostum Bora'dan duymuştum ilk. Çok da fazla bir şey anlamamıştım.

Aradan geçen yıllar içinde "tersine evrim"imiz sürerken vardığım noktaya baktığımda doğal olarak bu üçlünün hayatımızda ağırlık kazanmış olduğunu fark ediyorum.

Azalttık
- Naylon torba kullanımını (bez torbalar devrede)
- Abur cubur ve atıştırmalıkları
- Temizlik malzemesi kullanımını (sirke kullanımı arttı, kullanılan deterjan miktarı azaldı)
- Ütü kullanımını (bebeğimiz artık büyüdüğü için ütü artık sadece kırışık çözmek için kullanılıyor)
- Isınma kaynakları kullanımını (el örgüsü yün kazakları tercih ediyoruz)
- Mevsimsiz meyve-sebze tüketimini (bahçeden gelenler öncelik kazanıyor)
- Hazır gıdaları
- Şeker tüketimini

Tekrar kullanımı arttırdık
- Naylon torba
- Gazeteler (paketleme malzemesi, nem tutucu, soba tutuşturucu)
- Kavanozlar (reçelleri, salçaları depolamak için çok lazım)
- Pet şişeler (organik tarım çözümlerinde tuzak vb. olarak)
- Artık sabunlar (sulandırıp eritip tekrar kullanılıyor)

Geri dönüştürüyoruz
- Ambalaj çöpleri geri dönüşüm kutularına
- Organik atıklar bahçeye
- Elma çöpleri sirkeye (temizlik malzemesi ve dezenfektan olarak kullanılmak üzere)
- Aşırı olgun tüm meyveler sirkeye (armut, üzüm vb.)

Biz daha yolun başındayız. Üstelik yola çıkış amacımız çevre koruma da değil, ancak fark ettim ki, yol bizi buraya getirmiş. Bakalım daha nerelere varacağız?

10 Aralık 2011 Cumartesi

Doğal El Bakımı


Kış gelip havalar soğudu mu, ellerimiz de kurumaya, pul pul ya da zımpara gibi olmaya başlar hemen, hele de hassas bir cildiniz varsa. Dermatolojistler ellerimizin güneşin zararlı etkilerine ve soğuğa en çok maruz kalan organımız olduğunu söylüyorlar. Hele grip dönemi başladığında sık sık yıkamak da ellerimiz üzerinde olumsuz etkisini gösteriyor.

Ben de bu gibi durumlarda her zamanki gibi doğal bir çözüm aramaya başlıyorum.

Aslında doğal bir nemlendirici olarak zeytinyağını tek başına el nemlendiricisi olarak kullanmak mümkün. Tabii cildin yağı tam olarak emmesi zaman alacağı için tercihen bu işi akşam yatmadan yapmak ve ellere uygun bir eldiven giymek faydalı olacaktır.

Yine de çoğumuz bir süre sonra zeytinyağının kokusundan rahatsız olabilir. Bu durumda önerim zeytinyağının aynı zamanda iyi bir taşıyıcı yağ olduğunu hatırlamak yönünde. El losyonu olarak kullanacağınız zeytinyağını bir şişeye alıp içine sevdiğiniz bir çiçeğin yağından bir iki damla ilave etmeniz yeterli olacaktır. Bu konuda benim favorilerim leylak ve yasemin. Ancak tabii ki lavanta, bergamut, gül ya da sizin sevdiğiniz başka bir koku da uygun olacaktır.
Elleriniz aşırı kuru ve yıpranmışsa zeytinyağını sürmeden önce bir süre ılık suda bekletmeniz daha iyi sonuç verecektir.

Son olarak daha yoğun bir bakım için el maskesi yapmak isterseniz zeytinyağı ve saf balı birebir karıştırarak elde edeceğiniz kremi elinize 10 dakika kadar uygulayabilirsiniz. Bu karışıma yine aynı oranda Hindistan cevizi eklerseniz aynı zamanda peeling etkisi de yaratabilirsiniz.

Tabii tüm bunların yanı sıra dışarı çıkarken eldiven giymek ve bol bol su içmek de ellerimizin bakımlı görünmesine katkıda bulunacaktır.

2 Aralık 2011 Cuma

Yeşil domates pilaki

Bahar'ın bahçesine resmen kış geldi. Bahçeyi bozmanın da vakti geldi haliyle. Canım nar ağaçları dallardan ibaret kaldı, 3-5 armut ağacı kırmızı yapraklarını tutmaya çalışıyor, kasımpatılar bile soldu.

Haliyle, bahçede son kalan 3-5 kök yazlık sebze de değerlendirilecek ve bahçe dinlenmeye bırakılacak, pırasa, kereviz ve bal kabaklarının olduğu kısım hariç.

Her sene içim acırdı, kızarmaya vakit bulamamış o yeşil domatesleri toplayıp değerlendirme kısırlığı yaşarken. Hani sadece turşu kurmak kesmiyor beni.

Bu sene tesadüfen blogları gezerken rastladım ilk olarak bu tarife: Yeşil domates pilaki Şemsa Hanım, çok güzel anlatmış kulaktan dolma tarifini. Anlayana yeter aslında onun tarzı, ama ben biraz daha aradım bloglarda, meğer çeşit çeşit tarifi varmış yeşil domates yemeğinin, hatta çorbası bile.

Her neyse, birkaç blogdaki tarif hoşuma gitti, kendime göre sentezleyip pişirdim ben de... Heyecanla, merakla.

Domatesler bahçeden olunca, çeşit çeşit domates girdi tabii benim pilakiye, salçalık armut domates, dilim dilim tarla domates, pembe domates...

Biri iyice kızarmaktan büzüşmeye yüz tutmuş, biri tam kızaramamş iki tane kapya biber, yapraksız dalından bana mahzun mahzun bakan 2 adet de sivri biber toplayıverdim, yakışır diye...

Pirinç pek makbul değildir bizim evde, o nedenle bulgur kullanıyorum.

Soğanları ve sarımsakları ince doğradıktan sonra biraz Divolio sızma zeytinyağı ile kavurdum, jülyen doğranmış biberleri ekleyip kavurmaya devam ettim, daha sonra da 8'e bölünmüş yeşil domatesleri ekledim. 4-5 dakika suyunu salması için kısık ateşte pişirdikten sonra 1 avuç bulgur, tuz ve 1 yemek kaşığı sirke ilave ettim, biraz da su koyup kaynadıktan sonra kısık ateşte 10 dakika kadar pişirdim.

Servis ederken her pilakiye olduğu gibi kıyılmış maydanoz yakışabilir. Biraz pul biber ve sarımsaklı yoğurtla da lezzeti tamamlanabilir. Turşu mevsiminde denemek için uygun bir tat olduğunu düşünüyorum.

Afiyet olsun efendim.

Görsel: zemberekkusu.wordpress.com

13 Kasım 2011 Pazar

Bahar'ın Bahçesi'nden: Ne olacak bu kerevizler?

Bu sene bahçeye ilk defa kereviz ektik. Çok da değil, 5-6 kök, ama sulandıkça nefis yaprakları da mis gibi gösterdi kendini. Kerevizler köklerini büyütürler mi bilemiyorum bizim taşlı bahçeden, ama yapraklarından epey bir faydalandık, faydalanmaya da devam ediyoruz.


İstanbul'da kereviz sadece kök olarak satılır, bu nedenle İzmir'e taşınana kadar kereviz yaprağının yendiğini bile bilmezdim desem, abartmış olmam. Annem maydanoz gibi 2-3 yaprak doğrardı terbiyeli kerevizin içine, o kadar.


Eeee, her hafta bu kadar kereviz yaprağı ile neler yaptık diye sorarsanız:
*) Kuru soğan ile ince kıyılmış kereviz sap ve yapraklarını kavurarak altını kapatıyorum. Sonra üzerine yumurta kırıp karıştırıyorum. Yemeğin kendi sıcağı ile yumurta pişiyor. Biraz pul biber de çok yakışır tabii.

*) Patates ile terbiyeli kereviz yemeği pişiriyorum. İçinde kök kereviz olmadığı belli olmuyor bile.
*) Soğan ve 2-3 sap kereviz yaprağını biraz kavurduktan sonra 1 bardak süt, 3 bardak su ile pişiriyorum. Blender'dan geçirip çorba olarak servis yapıyorum.
*) Taze kereviz yaprakları salataya doğruyorum.
*) 1-2 sap ve yaprağı et suyu çıkartırken içine ilave ediyorum. hem etin kokusunu bastırıyor, hem de ayrı bir lezzet katıyor.

Bunun dışında neler yapabilirim diye düşündüğümde bir de şunlar geliyor aklıma:

*) Kereviz saplarını turşu kurarken kullanabilirim. Mesela patlıcan turşularında görüyorum, kereviz sapı ile sarılmış olduklarını.
*) Kavurması oluyorsa kesin haşlaması da oluyordur. Buharda ya da tuzlu suda haşlayıp, sarımsak, zeytinyağı ve limonla servis edebilirim.
*) Yaprakları kurutup tuz-ot benzeri bir karışıma katabilirim. Buna benzer bir tarifi Figen de vermiş blogunda.
*) Bir de kesin sarımsaklı yoğurt ile bir formül bulunabilir, daha bilmiyorum, deneyeceğim.

Bir de Kereviz neden faydalı onu araştırdım bu arada:

Maydanozgiller familyasından, kökleri ve yaprakları sebze olarak kullanılan kokulu, iki yıllık bir bitkidir. Oldukça besleyici bir sebze olan kereviz A, B ve C vitaminleri ile başta fosfor olmak üzere çinko, bakır, mangan ve selenyum minerallerini içerir. 

Amerika da yapılan deneylerde, kerevizin içindeki kimyasal maddelerin vücudun bağışıklık sistemini güçlendirdiği, canlılarda tümör oluşumunu önlediği ve tümör oluşum riskini % 38 ile % 50 oranında azalttığı gözlemlenmiştir.


- İç salgı bezlerini, özellikle böbrek üstü bezlerini çalıştırır
- Sinir yorgunluğunu engeller
- Kanı temizler
- Akneleri geçirici ve cildi temiz
leyici özelliği vardır
- Cinsel gücü arttırır ve cinsel isteği kamçılar
- Böbrek taşı ve kumunun kolay düşürülmesini sağlar
- Diyet uygulayanların zayıflamasını kolaylaştırır
- Unutkanlığa iyi gelir
- İdrarı söker
- Kan ve süt yapar
- Karaciğeri temizler
- Yüksek tansiyona iyi gelir
- Romatizmayı tedavi edici etkisi vardır
- Uykusuzluğu giderir
- Baş ağrılarını geçirir
- Mideyi güçlendirir

12 Kasım 2011 Cumartesi

Doğal cilt bakım kremi tarifi


Kış yaklaşıyor, soğuk hava ister istemez cildimizi yıpratabilir. Bunun için evde kolaylıkla hazırlanabilecek nemlendirici etkisi yüksek bir cilt bakım kremi tarifini paylaşmak istedim.

Gereken Malzemeler:
1 çay bardağı su
1 yemek kaşığı nişasta
1 yemek kaşığı natürel sızma zeytinyağı

Hazırlanışı:
Su ve nişasta bir cezve içine alınır. Pütürsüz olacak şekilde karıştırıldıktan sonra hafif ateşte karıştırılarak pişirilir. Üstü köpük yapmaya başlayınca ateşten alınarak biraz soğumaya bırakılır. İçine zeytinyağı eklenerek karıştırılır.

Karışımı cam kavanozda saklayabilirsiniz. Ancak çabuk bozulduğu için kullanılacağı zaman yapılmalı ve buzdolabında tutulmalıdır.

10 Kasım 2011 Perşembe

Sofralık Yeşil Zeytin Nasıl Kurulur?


Tam olarak olgunluğa ulaşmadan, renkleri yeşilden saman sarısına dönmekteyten toplanmış zeytinler ayıklanır, kabuğu zarar görmüş, bozuk ve hasarlı olanlar ayrılır. Kalan zeytinler iyice yıkanır. Taneler bıçakla 2 veya 3 yerinden fazla derin olmayacak şekilde çizilir. Çizilen zeytinler % 2-3 tuz oranı ile hazırlanmış salamura suyuna konulur. (% 2-3 tuzluluk oranı için, 1 litre suya silme 2 yemek kaşığı kristal kaya tuzu yeterlidir.) Zeytinlerin konulduğu kavanozun cam olması tercih edilmelidir. Salamura suyu zeytinlerin boyunu aşmalı, fakat zeytinler suyun içerisinde fazla serbest kalmamalıdır. Kavanozun kapağı ile salamura suyu arasında boşluk kalmamasına dikkat edilmelidir.
Salamura suyu zeytinlerin acılığı giderilene kadar haftada 1-2 kez değiştirilir. Acılık giderildikten sonra yaklaşık % 7-8 tuzluluk oranına sahip salamura suyu hazırlanır. (% 7-8 tuzluluk oranı için 1 litre suya silme 5 yemek kaşığı tuz yeterlidir.)  Yeni salamura suyunda yaklaşık bir ay kadar bekletilen zeytinler tüketilmeye hazırdır.
Zeytinlerin daha uzun süre dayanması için hazır olmasına yakın çok az miktarda limon tuzu katılabilir. Ayrıca zeytinlere aroma katmak için tüketilmeye hazır olduktan sonra az miktarda limon dilimleri, zeytinyağı ve sarımsak eklenebilir. Sonradan eklenen bu malzemelerin aromasının zeytinlere işlemesi de yaklaşık 10 gün alacaktır.
Dikkat edilmesi gereken hususlar:
- Zeytinler son salamura suyunda beklemekteyken arada kontrol edilerek salamura suyunun yüzeyinde biriken küflerin temizlenmesi gerekir.
- Kavanozun üst kısmında boşluk kalırsa hava almaması için zeytinyağıyla tamamlayabilirsiniz.
- Zeytinimizin suyunu ne kadar sık değiştirirsek o kadar çabuk tatlanır, ancak dayanma süresi de o kadar azalacaktır.

23 Ekim 2011 Pazar

İlk hasat

Aslında Gödence için hasat mevsimi henüz gelmedi. Adı üstünde Erkenceler için bile kasım ortasını beklemek gerekiyor. Ama bahçemizdeki zeytinler meyvelerini kararttı ve "beni topla" mesajını vermeye başladı, çünkü onlar Ayvalık, sofralık zeytinlerimiz...

Eşim ve oğlumla birlikte bahçedeki 8 ağaçtan yaklaşık 10 kg kadar zeytin topladık. Ufak bir kısmı yeşil, gerisi kararmış bile. Bu yılki zeytinimizi kurma zamanı...

Maalesef hala yeşil zeytin konusunda başarılı olamadığım için garantili bir tarif veremiyorum. Yine de o bir kavanoz yeşil zeytini tuz ve sirke karışımı suya koyduk ve beklemeye başladık.

Siyah zeytinlerimiz ise, Fatoş Teyzemin şaşmaz tarifi ile (http://divolio.blogspot.com/2011/03/sofralk-siyah-zeytin-yapm.html) kuruldu, martta yenmeye hazırlıyorlar kendilerini...

Çilli
Sıradaki zeytinler arazilere serpiştirilmiş Çilli'ler... O kocaman taneleri toplamak da yemek de müthiş bir zevk oluyor. Bakalım doğa bize bu sene o zevki verecek mi?

19 Ekim 2011 Çarşamba

Çarşıdan aldım bir tane... ya da narın faydaları


Nar Meyvesi
Nar, lezzetli bir meyve olmasının yanında besin değerleri açısından da oldukça yararlıdır. Potasyum ve demir minerali ile C vitamini açısından çok zengin bir meyve olan nar; B1, B2 vitaminleri ile kalsiyum ve fosfor minerallerini de barındırır. Yaz mevsiminde serin meyve suyu veya ferahlatıcı bir kokteyl olarak tüketilen nar, sağlık bakımından da özellikle kış mevsiminde bol bol tüketilmesi gereken bir meyvedir.
Yapılan araştırmalara göre narda, serbest radikallere karşı güçlü etkisi olan çeşitli vitamin, mineral, enzim ve antioksidanlar bulunmaktadır. Serbest radikallerle en iyi mücadele yolu bu antioksidanları tanımak ve dışarıdan doğru besinleri seçerek bunların etkinliğini en üst düzeyde tutmaktır.

Bugün için bilinen en güçlü antioksidanlar; C ve E vitaminleri, glutatyon, lutein, N-Acetylcystein, keratonoidler, flavonoidler, koenzim Q-10, alfa lipoik asit ve selenyumdur. Nar suyu da doğal antioksidanlardan biridir.

Latince adı ´Punica Granatum´ olan nar, özellikle içerdiği antioksidanlar sayesinde vücudun savunma sistemini güçlendirir. Örneğin narda 10 bardak yeşil çaya ve 4 bardak kızılcık suyuna eşdeğer antioksidan madde bulunmaktadır.

Nar ağacının kök, gövde ve kabukları ise nişasta, mannit, reçine, tanen ve birtakım asitlerle alkaloitler içerir.
Damar tıkanıklıklarını geriletme özelliği bulunan nar, ´ACE´ denilen enzimi engelleyerek tansiyon düşürücü bir etki de yapmaktadır.

Narın bilinen faydaları:
  • Harareti keser.
  • Diş etlerini kuvvetlendirir.
  • Çarpıntıyı giderir.
  •  Mide iltihabı ve ağız yarası için faydalıdır.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Kanser hücrelerinin gelişmesine engel olarak, başta cilt ve prostat kanseri olmak üzere, kansere karşı vücudu korur.
  • Kandaki kolesterol oranını ve tansiyonu düşürür.
  • Damar sertliğini önler ve damarları açar. Bu özellikleriyle kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucudur.
  • Kandaki şeker seviyesini de dengeleyerek şeker hastalarına iyi gelir.
  • Cilt sağlığı için de faydalıdır.
  • Enfeksiyona karşı vücut direncini korur ve artırır
  • Enerji verir, yorgunluğu giderir
  • İdrar söktürücü etkisiyle toksin atımını sağlar
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir hastalıklara karşı korur
  • Bağırsak parazitlerinin düşmanıdır, iyi bakterilerin artmasını sağlar
  • İshali (diare) önler tedavide destek sağlar
  • Cilt enfeksiyonlarında olumlu katkısı vardır.
  • Böbrek iltihaplarının giderilmesinde etkilidir.
  • Karaciğer zafiyetine faydası vardır.
  • Romatizma ağrılarının hissedildiği eklem ve uzuvlara nar şırası sürüldüğünde, ağrı kesici özelliği bulunmaktadır.
  • Tatlı nar suyu, ses kısıklığı ve zatürreye karşı şifalıdır.
  • Nar suyu basur hastalığının tedavisinde faydalı olmaktadır.


Narın Kabuğu
Nar suyunun sadece tanelerinden değil, tüm meyveden üretilmesi, bu içeceğin antioksidan etkisinin daha da artmasına neden oluyor. Zira bu önemli meyvenin kabuğu alkaloit, tanen ve glikozitler içeriyor.
Bu nedenle ishal kesici ve kurt düşürücü özelliğe sahip bulunuyor. Nar kabuğunun ekstresi ise güçlü bir virüs ve mikrop öldürücü özelliği sahip.

Ayrıca, cilt üzerinde enfeksiyon ve yara iyileştirici etki de gösteriyor. Bunların yanı sıra, meyve kabuğu ve tanelerin antioksidan ve anti-tümör etkileri de biliniyor´.

Önemli not: Nar suyu tansiyon düşürdüğü için düşük tansiyonlu kişilerin tüketmesi sakıncalıdır.

Derleyen: Bahar Çelik Tapkaç

16 Ekim 2011 Pazar

Nar ekşisi/ Nar pekmezi

Bir önceki gönderimde yazmıştım hatırlarsınız narların olmasını bekliyorum diye. İşte o zaman geldi. Bahçemdeki benim boyumu az geçkin 3 nar ağacı dallarının taşıyamayacağı ağırlıkta narlarını olgunlaştırdı. Şimdilik 3 kasa topladık, devamı da geliyor.

Haliyle geçen seneki ilk girişimimden sonra bu sene nar pekmezi yapmak için en uygun düzeneği kurmaya çalışıyorum.

Öğrendim ki, nar ekşisi ile nar pekmezi arasında bir fark yokmuş. Tatlı nardan yapılanlar nar pekmezi, ekşi nardan yapılanlar nar ekşisi oluyormuş. Tabii bahçeden toplanıp hazırlanan nar ekşisinin piyasada satılan nar ekşili soslar ile fazlaca bir alakası yok.

Nar ekşisi/ pekmezi yapmak aslında çok kolay. Yine de nar ayıklamaktan hoşlanmıyorsanız bu işe girmeyin derim. Geçen sene bir portakal sıkacağında nar suyunu sıkmıştık, ancak narın içindeki zar hazırlanan ekşiye aşırı buruk bir tat veriyor. Bu sene kolaya kaçmadık, tek tek ayıklıyoruz narları.

Miktarlar gerçekten çok çok az 8-10 nardan 250 ml nar pekmezi elde ediliyor, işin zahmeti de burada gösteriyor kendini zaten.

Narlar tek tek ayıklanıyor, çekirdekleri zedelenmeden sıkılıyor. Elde edilen nar suyu sırlı toprak bir kaba* alınıyor. Bu kabın tercihen geniş bir tepsi olması iyi olur ki, buharlaşma hızlı olsun. Bende henüz olmadığı için güvecimi kullanıyorum bu iş için. Son olarak nar suyu kaynatmadan kısık ateşte buharlaştırılıyor. Elde koyu pekmez kıvamlı karışım kalana kadar saatlerce pişiyor. Nar suyunu kaynatmamak çok önemli, zira içindeki vitaminleri korusun istiyoruz. Aynı husus üzüm pekmezi için de geçerli. Porselen bir tabağa damlattığınızda akmıyorsa kıvam almış demektir, reçel kıvamı gibi yani.

Bakalım bu 3 kasa nardan ne kadar nar pekmezi elde edeceğiz? Heyecanla çalışıyoruz.

*Domates, limon, nar gibi asitli yiyeceklerin pişirilmesi aşamasında reactivekapların kullanılmaması gerekiyor.  Demir ve aluminyum kaplar bu kategoriye giriyor ve içlerinde pişen yiyeceklerin tadını bozuyorlar. O yüzden bu tür asitli yiyecekleri non-reactive gruba giren çelik, cam ve sırlı toprak kaplarda pişirmekte yarar var.

Görsel: http://www.yediiklim.net

17 Eylül 2011 Cumartesi

Bahar'ın Bahçesi'ne sonbahar geldi...

Sonbaharın habercileri kendini göstermeye başladı bahçemizde. Evet, güneş hala bunaltıyor ancak sıcak olan süreler kısaldı, akşamlar serin, geceler ise uzun kollu istetiyor. Tam önümüzdeki 2 ulu badem ağacı yapraklarını dökmeye başladı bile. Bahçemdeki salıncakta otururken pıt pıt düşen yaprakların sesi eşlik ediyor artık bana.

Son domatesler kızarırken domatesin bitkisi sarardı bile çoğu yerinden. Barbunya ve taze fasülye yok artık, börülce son meyvelerini kurutuyor. Narlar kızardı, heyecanla ilk meyveyi tatmayı bekliyorum bu aralar...

Buna karşın balkabakları sararmaya başladı, ilk kabağı kopartmamıza az kaldığını vaad ediyor bir yandan. Bu sene ilk defa ektiğimiz pırasalar ve kerevizler coştu, sonbaharın serinliğine müteşekkir, yemyeşil yapraklarını uzatıyorlar göğe doğru.

Yazın bize verdiği nimetlere şükrediyoruz haliyle, patlıcanlar közlendi, kabaklar rendelenip pişirilerek kaldırıldı bile derin dondurucuya. Bol bol domates püresi ve biber salçası kavanozlarle yerleşti kilerimize. Şeftali, mürdüm eriği ve armutlar reçel oldu. Yeşil biberler ve kapariler turşu suyunun içinde tüketim zamanlarını bekliyorlar. Ne olur bana kırılmasınlar dolma biberler, bu yaz da doyduk biber dolmasına, seneye kadar veda etmek istiyoruz artık kendilerine, dolmalık biber kurutmadık bu sene de.

Bademlerimiz toplandı, kuruyor depoda. Armutların ve üzümlerin bir kısmını da sirke yapıyoruz.

Sevgili yaz, seni dolu dolu yaşadık bu yıl da, sevgiyle uğurluyoruz. Sonbaharın sırası şimdi, bereketli yağmurların. Biraz ayva, biraz nar, turuncular ve sarıların mevsimi geldi.

Fotoğraf: http://galeri.netfotograf.com

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Yaşama dair



yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

Nazım Hikmet RAN
1947


Resim: Vincent Van Gogh

19 Ağustos 2011 Cuma

Seferihisar'da yine orman yangını

Bugün malum pazar var, Seferihisar'a indik, dönüş yolunda da işlerimiz vardı, Bademler köyü üzerinden bizim köyün yolunu tuttuk, Yakınca evlerini geçtiğimizde yeni ağaçlandırma arazisinin yandığını gördük, yüreğimiz titreyerek. Belli ki yeni yanmaya başlamış, ancak 2 dönümü kaplamıştı yangın şiddetli rüzgar nedeni ile.

Her zaman ezberimde olan Orman Yangını İhbar hattı (177 bu arada) aklıma gelmedi o heyecanla, itfaiyenin numarasını (110) çevirdim cep telefonundan acilen. Yangının yerini iyice tarif ettim içim sıkışarak, "hadi acele edin, çok ciddi yanıyor" hezeyanları ile.

Köye çıktık, içimize sinmedi, Seferihisar'a inen yolun üzerindeki Orman Yangını biriminin yolunu tuttuk. Tabii onlar ihbara doğru yola çıktıklarından olsa gerek, kimseler yoktu. Ancak kapıda bizim köyün muhtarı ile karşılaştık. O da orman birimlerine telefonla ulaşamadığı için haber vermeye gelmişti.

İhbarın yerine ulaştığından yine de emin olamadık, daha doğrusu yerimizde duramadık, tekrar Bademler yönüne döndük ve ilk helikopteri gördük. Eşim tüm yol boyunca bir yandan aracımızı kullanırken bir yandan da gözyaşları ile mücadele ediyordu. 6 yaşındaki oğlum da bir orman yangınında neler yapıldığına yakından tanık oldu. Benim telefonum üzerinden belki yarım saat geçmeden 2 helikopter, 2 uçak olay yerine su taşımaya başlamıştı. Daha sonra 4 adet de itfaiye aracı saydım. 50 dakika içinde yangın sönmeye yüz tutmuştu çok şükür.

Yine de bu 50 dakika zarfında tahminen 20 dönüm arazi yandı, kül oldu...

Ben bu yazıyı yazarken aşağı yukarı 1,5 saat geçti ilk telefonun üzerinden hala helikopterlerin sesi duyuluyor, yani daha dinmedi sızı...

Bu vesile ile Seferihisar Orman Yangını Ekiplerimizle gurur duyduğumuzu da belirtmek istiyorum. Ellerinde imkanları seferber ederek yangına hızla müdahale edip kontrol altına aldılar. Tebrik ediyor, ayakta alkışlıyoruz.

Not: O arada tabii ki fotoğraf çekmek aklımıza bile gelmedi, yukarıdaki fotoğraf eski bir Seferihisar orman yangını haberinden alınmıştır.

Bahar'ın Bahçesi'nden Biber Salçası

Sevgili Figen geçenlerde hatırlattı kış hazırlıkları başlığı ile... Bahar'ın Bahçesi'nde de kapya biberler oldu, nefis kırmızı renkleri ile "beni topla" diye bağırmaya başladılar.

Demek ki, bugün biber salçası yapılacak. Biber salçasını, her zaman domates salçasına tercih etmişimdir, ancak ev yapımı biber salçası daha da doyumsuz bir lezzet. Sadece 1 tatlı kaşığı bile yemeklere tat vermeye yetiyor. Ekmek üzerinde beyaz peynirle harika bir kahvaltılık oluyor.

Her neyse, ben hijyen takıntımı bu konuda bitiremediğim ve canı tez biri olduğum için biber salçasını fırında yapıyorum. Hem çok pratik, hem de hızlı oluyor. Biberleri temizleyip rondodan geçiriyorum. Arzu ederseniz acı olsun diye 2-3 tane acı sivri biber de ekleyebilirsiniz. Isıya dayanıklı geniş bir kaba koyup 1kg için 1 çorba kaşığı tuz ilave ediyorum. Üzeri kabuk tutmasın iyi pişsin diye 15-20 dakikada bir karıştırarak 200oC fırında yaklaşık 1,5 saat pişiriyorum. Zaten nefis kokusu ile piştiğini anlatıyor.

Hazırladığım salçayı kaynar su ile dezenfekte edilmiş temiz cam kavanozlara dolduruyorum ve hava almasın diye üzerini örtecek kadar zeytinyağı ekliyorum. Bence harika oluyor. Tavsiye ederim.


Görseller: http://klasiktatlar.blogspot.com
http://pattern.blogcu.com

7 Ağustos 2011 Pazar

Domates Salatası (insalata di pomodoro)

Yaz geldi, bahçemizin domatesleri olgunlaştı, soframızı şenlendirmeye başladı. domates sosları, lezzetli sebze yemeklerinin yanı sıra, İtalyan usulü domates salatası da yaz sofralarımızın bir parçası haline geldi, yeniden...

Bu basit ama bir o kadar da lezzetli salata ile ilk Floransa seyahatimizde tanışmıştık. Büyük yarı-kızarmış tarla domatesleri de olur, minik çeri domatesler de olur, yeter ki gerçek gübre ile güneşte kızarmış domatesler olsunlar.

Neler gerekiyor?

3 adet büyük ya da 8-10 adet çeri domates
2 diş sarımsak
balzamik sirke
çiğ tüketime uygun yoğun (intense) karakterde tercihen soğuk sıkma zeytinyağı
tuz

Domatesleri istediğiniz büyüklükte doğrayın, sarımsakları ayıklayıp ince ince kıyarak ilave edin. Üzerine sirke, zeytinyağı ve tuz ilave ederek servis yapın.

Afiyet olsun.

5 Haziran 2011 Pazar

Kendi Güneş Yağınızı Yapın...

Malum, güneş yağları için pek çok rivayet dolaşıyor ortalıkta. Ben de kendi doğal güneş yağlarını yapmak isteyenler için zeytinyağlı tarifleri derlemek istedim. Ama her şeyden önce şunu hatırlatmalıyım. Günümüzde direkt güneş altında kalmak pek de sağlıklı sayılmaz. Bu nedenle güneşlenirken bile gölge, hatta mümkünse ağaç altı tercih edilmeli.


Bronzlaşmak için en doğal yol ise A vitamininin öncül maddesi olan Pletakaroten almak. Bu madde en çok turuncu sebzelerde bulunuyor: Bal kabağı, mandalina, turuncu renkli kayısı, havuç ve kırmızı-turuncu dolmalık biber... A vitaminin yağda çözünen bir madde olması nedeni ile bu besinlerin yanında biraz zeytinyağı tüketmek de emilimi arttıracaktır.


İşte bulabildiğim güneş yağı tarifleri: 


Üç çorba kaşığı kakao yağını benmari usulü erittikten sonra içine 3 çorba kaşığı zeytinyağı, 2 çorba kaşığı badem yağı ve 6 çorba kaşığı susam yağı katıp tüm malzemeyi iyice çalkalayın. Son olarak 2 fincan soğuk ve demli çayı yavaş yavaş karıştırarak katıp çalkalamaya devam edin. 


Bir başka tarif:
4 ölçek kayısı yağı
1 ölçek hindistan cevizi yağı
1 ölçek susam yağı
1 ölçek zeytinyağı
1 ölçek havuç yağı


Benim pek içime sinmese de bir de bu tarif var. Yazan arkadaş 10 yıldır sadece bu tarifi kullandığını belirtmiş: 
100 ml sızma zeytinyağı içine 10 damla tentürdiot ve10 damla limon suyu koyup karıştırıyorum, nefis bir bronzluk yapıyor.


Yaz sezonu, malum, tatil sezonu. Yazlık kıyafetler giyilmesi, havuz ve deniz kenarında güneşlenilmesi sonucu, vücutta hassasiyet, yanıklar ve lekeler meydana gelebilir. Bu nedenle güneş sonrasında kullanmak için bir losyon hazırlamayı deneyebilirsiniz:

GEREKLİ MALZEMELER : * 1litre kaynamış su,
* 1 su bardağı kurutulmuş mayıs papatyası,
* 5 yemek kaşığı aloevera yağı,
* 3 yemek kaşığı sızma zeytinyağı,
* 3 Yemek kaşığı sızma zeytinyağında bekletilmiş kudret narı,

Kaynamış suyu, cam bir kaba (özellikle cam kap kullanılmalıdır) koyup diğer malzemeleri de içine katın. 30 dakika beklettikten sonra süzün. Vücudunuza sürün. Bu karışım 3-4 gün buzdolabında saklanabilir. Bu süre sonuda, karışımı yeniden hazırlayın


Ayrıca güneşlendikten sonra yine aloeveralı saf bir jelin içine biraz zeytinyağı ve hindistan cevizi yağı, cildiniz çok kuruysa biraz da susam yağı karıştırarak elde edeceğiniz losyonu cildinize sürerek güneşin kaybettirdiklerine karşı koruma, rahatlama ve nemlendirme sağlamış olursunuz.


Kaynaklar: 
http://www.paylasimmerkezi.com
http://www.bayanbakim.com
http://bitkiderman.blogcu.com
Görsel: http://mypinkcandyfloss.blogspot.com

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Zeytinyağınızı neşelendirin

Elinize şöyle nefis bir zeytinyağı geçse, hani çıtır ekmeği banıp da yemeğe birebir... Pek çok insan bunu sever... Yine de bazen insanın canı değişik lezzetler de çekebiliyor.

Zeytinyağının etrafındaki kokular çekme özelliği vardır, bu nedenle kokusuz bir yerde saklanması gerekir. Bu özelliği lehimize kullanabiliriz kimi zaman... Evet, piyasada artık pek çok aromalı zeytinyağı var, bunların saf olanları o aromaları veren bitkilerle zeytinin birlikte sıkılmasından elde ediliyor... Yine de evde kendi aromalı zeytinyağlarımızı üretmek de mümkün...

İyi kalite sızma zeytinyağınızın içine arzuya göre birkaç diş sarımsak, taze kekik veya biberiye ekleyebilirsiniz... Acı sevenler için Arnavut biberi de güzel bir çeşit olacaktır. Birkaç saat içinde zeytinyağı bu aromaları çeker. Sarımsaklı zeytinyağınızı börülce salatası, haşlanmış Girit kabağı ya da Ege otları üzerinde kullanabileceğiniz gibi, ekmek banarak da yiyebilirsiniz mesela. Ancak bu yağları az miktarda hazırlayıp kısa bir sürede tüketmenizi önereceğim, sarımsak bir süre sonra acıyabilir...

Yine tatlılarda kullanılmak üzere karanfilli ya da tarçınlı hatta kokulu, etli kabuklusundan bulursanız portakallı zeytinyağı yapmanız mümkün... Oranları damak zevkinize göre deneme - yanılma yöntemi ile kendiniz bulacaksınız tabii ki...

Afiyet olsun.

Fotoğraf: http://www.soframiz.de

26 Nisan 2011 Salı

Dizyemlik yağ ne demektir?

Bilindiği gibi zeytinyağının temel özelliklerinden biri de asitlik derecesidir. Asitlik derecesi ile kastedilen, yağ içerisindeki oleik asit cinsinden serbest yağ asidi oranıdır ve yüzde ( % ) şeklinde ifade edilir.

Ancak bazı yörelerde bu yüzde asitlik derecesinin onda biri ( 1 / 10 ) için dizyem ifadesi kullanılmaktadır.

Örneğin "5 dizyem" diye ifade edilen bir zeytinyağının içindeki serbest yağ asidi oranı % 0,5 olacaktır.

Fotoğraf: http://damak-tad.blogspot.com

23 Nisan 2011 Cumartesi

23 Nisan Gelmiş...

http://23nisanblog.wordpress.com/
"DORUK (9 YAŞ)UNICEF yararına Roche tarafından düzenlenen ‘Geleceğin Yıldızı Sensin! Ne Olmak İstersin?” resim yarışmasına katıldığı resmini paylaşıyor."

21 Nisan 2011 Perşembe

Elma Sirkesi Nasıl Yapılır?

Elma sirkesi ile ilgili yazışmalar vakt-i zamanında Tijen İnaltong'un Mutfakta Zen grubunda yapılmıştı. O zamanlar yeni ev hanımı olarak bu tip işlere çok uzaktım, sadece çok basit bir işlem olduğu kalmış aklımda. Daha sonra aklım başıma gelip de tarif aradığımda pek de tatmin edici tarifler bulamamıştım. Bu nedenle biraz da deneme - yanılma yöntemi ile kendi sirke tarifime ulaştım. Yöntem deneme - yanılma üzerine kurulu olduğu için tarif de biraz öyle...

Öncelikle en iyi sirke elma kabuğundan oluyor, yani elmaları yiyip kabuklarını sirke yapabilirsiniz. Bizim evde elma kabukları ile yendiği için ben hafif buruşmuş, biraz kararmış elmalar ile koçanları kullanıyorum daha çok sirke yapmak için. Elmalar ne kadar olgun ve tatlı ise, sirke o kadar hızlı olgunlaşıyor ve lezzetli oluyor.

Gerekenler:
- Uygun büyüklükte temiz bir kavanoz
- Elma ya da elma kabuğu, hatta elma koçanları
- Maya için biraz sirke (1 kahve fincanı kadar)
- Su

Su ne kadar fazla, elma ne kadar az ise, sirkeniz o kadar geç olur. 2-3 haftada iyi bir sirke elde etmek için kullandığınız elma miktarının yarısı kadar su kullanabilirsiniz.

Sirke oluşumu için gereken şartlar oksijen ve sıcaklıktır. Bu iki şart bakterilerin daha hızlı ve verimli çalışmasını sağlayacaktır. Bu nedenle geniş ağızlı bir kavanoz seçmek daha uygun olabilir. Sıcaklık şartı için ise ben evimin güneş gören mutfak penceresini tercih ediyorum. Hava ile teması arttırmak için kavanozu arada karıştırabilirsiniz.

Tüm malzemeleri kavanoza koyarak ağzını temiz bir tülbentle sıkıca kapamak işlemin başlaması için yeterli. Ancak kavanozun ağzının iyice kapandığından emin olunmalı, aksi takdirde meyve sineğine davetiye çıkacaktır.  Sirke oluşumu sırasında ortaya çıkacak gazlar ise kapalı kavanozları patlatabilir. Dar ağızlı bir kap kullanıyorsanız kapağını kapatmayın. Büyük turşu kavanozlarını kullanıyorsanız, tülbent yerine kapağı kapatabilir ve arada açarak karıştırabilirsiniz. Kavanozu ağzına kadar doldurmayın, hava (oksijen) için birkaç parmak yer ayırın.

Bir süre sonra sirkenizin içinden hava kabarcıklarının oluştuğunu göreceksiniz. Bu işlemin çalıştığını gösterir. Daha sonra yine sirkenin üzerinde şeffaf renkli bir tabaka oluşmaya başlayabilir. Buna sirkenin anası denir. Aslında sirke yapımında çalışan bakterilerin artıklarıdır. Hiçbir zararı yoktur.

Sirkenize lezzet vermek için karanfil, keşniş, vb. çeşitli baharatlardan faydalanabilirsiniz. Bu ilaveleri tercihen 1-2 hafta sonra yapın.

Sirkenin olduğunu düşündüğünüzde tadına bakabilir ve emin olabilirsiniz. Tattığınız sirkenin satın aldıklarınızdan ne kadar farklı olduğuna şaşıracaksınız. Bu durumda posayı süzüp sirkenizi afiyetle kullanabilirsiniz. Sirke biraz bulanık olabilir, içindekiler elma parçacıklarıdır, çok önemsemeyin.

Ben sirkeyi sadece yemek ve salatalarda değil, temizlikte, kireç sökücü ve dezenfektan olarak da kullanıyorum. Tavsiye ederim.

19 Nisan 2011 Salı

Elma Sirkesi


Elma sirkesi metabolizmayı düzenlemenin yanı sıra hızlandırmaktadır. Yağ tutmayı engelleyici ve parçalayıcı enzimleri barındırması  sayesinde kilo verilmesini kolaylaştıracaktır.
Konu uzmanları elma sirkesini sabah aç karnına ve gece yatmadan önce kullanmanızı tavsiye etmektedireler. Keskin kokusu ve tadı nedeniyle bir bardak ılık suya bir çay kaşığı elma sirkesi eklenerek içilmesi en uygundur.  
Kullanıldığı yerler
Elma sirkesini salatalarda, çorbalarda vs. aroma vermek amacıyla kullanabiliriz.

Şifai amaçla kullanmak için; bir bardak suya 2 tatlı kaşığı elma sirkesi ve 1-2 tatlı kaşığı bal katarak, günde 3 kez, mümkünse yemeklerden önce (fazla kilo problemi için de etkili olan elma sirkesi bu amaçla kullanılacaksa mutlaka yemeklerden önce alınmalıdır) kullanılır.
Elma sirkesi koruyucu sağlık amacıyla, sürekli olarak günde bir kez sabahları açken ve alınmalıdır.
İyileştirici özellikleri
* Besinlerin verimli kullanımını, metabolizmanın sağlıklı işleyişini, vücudun asit alkali dengesini korumasını sağlar. Örneğin kalsiyumun daha verimli kullanımını sağlayıp, bir yandan kemiklerin yeniden gerekli kalsiyumu almasını desteklerken, bir yandan da eklemlerdeki kalsiyum birikimini kırar.
Uzun süreli kullanımı eklem ve kemiklerdeki sertlik ve sıkıntılara son verir.
* Sodyumun etkisini yansızlaştırarak yüksek tansiyondan korur.
* Kolesterolü düşürür. İçerdiği doğal asitler ve enzimler kanın daha sağlıklı ve ince akmasını sağlar.
* Başta damarlar, karaciğer, böbrekler olmak üzere vücudu detoksifiye eder, yağlı-mukus kalıntıları parçalar.
* İçerdiği yoğun potasyum sayesinde hücre büyümesini destekler.
* Soğuk algınlıklarında, boğaz enfeksiyonlarında, bronşitte içilebilir ya da buhusu yapılır.
* İdrar yolları enfeksiyonlarında, sindirim bozukluklarında, kramplarda, yaban arısı sokmasında, saçta kepekte, uyku bozukluklarında, kulak çınlamasında da kullanılır.


10 Nisan 2011 Pazar

Görünüm

Bir yelpaze gibi
Açılıp kapanıyor
Zeytinlik.
Gök yıkıldı yıkılacak
Zeytinliğin üstüne
ve karanlık bir yağmur
soğuk yıldızlarla.
Titriyor saz ve gölge
Irmağın kıyısında.
Buruşuyor kül rengi hava.
Çığlıklarla yüklü zeytin ağaçları.
Bir tutsak kuş
Sürüsü
Sallıyor karanlıkta
Uzun kuyruklarını.


Federico Garcia LORCA 
Çev: Sait Maden
Resim: Vincent Van Gogh

5 Nisan 2011 Salı

Zeytin Yaprağı Çayı


ZEYTİN YAPRAĞI ÇAYININ YARARLI ETKİLERİ

ANTİMİKROBİYAL ETKİ


Zeytin yaprağı, çay olarak tüketildiğinde vücuda alınan oleuropein iki enzim tarafından elenolik aside dönüştürülür. Elenolik asit bir önceki yazıda anlatıldığı gibi yüksek antimikrobiyal etkiye sahiptir. Bakterilerin hücre duvarını etkiler ve böylece doğal yolla bağışıklık sistemi güçlenmiş olur. Böylece birçok antibiyotiğe direnç kazanan mikro organizma ve dolayısıyla bunların neden olduğu birçok hastalık doğal yollarla ortadan kaldırılmış olmaktadır. 

ANTİOKSİDAN ETKİ

Soluduğumuz havadaki oksijen, vücut içinde serbest radikaller adı verilen ve toksik (zehirli) etki gösteren bazı maddelerin oluşmasına neden olur. Demirin paslanması ve oksijen zehirlenmeleri, oksijenin zararlı etkilerine örnektir. Antioksidanlar, vücudumuzda kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya dışarıdan sigara, alkol, kirli hava vb. ile alınan zararlı maddelerin (serbest radikallerin) nötralize edilmesini sağlar. 

Antioksidanların yardımı ile hastalıkların oluşumu önlenebilir, hormonal denge korunabilir, yaşlanma süreci geciktirilebilir. Zeytin yaprağı özü yüksek antioksidan aktiviteye sahiptir. Bu etki oleuropein bileşiğiyle beraber diğer fenolik bileşiklerin sinerjik etkileri sonucu meydana gelir. C ve E vitaminlerinin gösterdiği antioksidan aktivitenin yaklaşık 2,5 katı kadar daha yüksek bir antioksidant aktiviteye sahiptir. 

KORONER DAMARLAR ÜZERİNE ETKİSİ

Gerçek ortamda  yapılan birçok çalışma oleuropeinin damar genişletici etki yaptığını, tansiyonu düşürdüğünü ve anti-aritmik özellik gösterdiğini ortaya koymuştur. Aynı zamanda LDL kolesterol seviyesinde düşmeye neden olduğu sonucuna varılmıştır. Kalp rahatsızlıklarında zeytin yaprağı çayı ile iyi sonuçlar elde edilmektedir. Laboratuar ve klinik çalışmaların sonucu olarak, zeytin yaprağı çayı kalp yetmezlikleri, damar tıkanıklıkları üzerinde de etkili bulunmuştur.

HYPOGLİSEMİK ETKİSİ (KAN ŞEKERİ SEVİYESİNİ DÜZENLEME)

Yine yaşayan ortamda yapılan çalışmalarda, zeytin yaprağının etken maddesi oleuropein, hipoglisemik etki göstermiş ve yüksek kan şekeri seviyesinde düşme gözlenmiştir.

ZEYTİN YAPRAĞI ÇAYI KULLANIM ÖNERİSİ
Bir çay kaşığı kuru yaprak, bir bardak sıcak suya konur ve 2-3 dakika demlenmeye bırakılır. Süzülür ve böylece zeytin yaprağı çayı hazırlanmış olur. Günde 2-3 bardak önerilen dozdur.


ZEYTİN YAPRAĞI


Zeytin ağacı (Olea europaea) Oleaceae familyasına ait her dem yeşil bir bitkidir. Zeytin ağaçları dünyadaki en dayanıklı ağaçlardandır. Uzun süreli yaşamlarını büyük ölçüde kendilerine hastalık ve zararlılara karşı direnç kazandıran "oleuropein" adlı bir madde üretmelerine borçludurlar.

Zeytin yaprakları binlerce yıl önce insanlar tarafından hastalıkların tedavisinde çare olarak kullanılmıştır. Son yıllarda dünyada, doğal organik bitkiler üzerindeki araştırmalar gittikçe önem kazanmaktadır. Özellikle Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü zeytin yaprağının 21. yüzyılın doğal antimikrobiyal, antiviral bir etkiye sahip en önemli bitkilerinden biri olduğunu belirtmiştir.

Zeytin yaprağı, doğal bitkisel antibiyotik ve antioksidan olması nedeniyle hastalıklardan
korunma ve hastalıkların tedavisinde etkin rol oynayabilir. Zeytin yaprağında bulunan 
"oleuropein" ve "eleonik" asit aktif bileşiklerinin antimikrobiyal ajan olarak görev yaptığı bilimsel araştırmalarca kaydedilmiştir. Bu maddelere bağlı olarak zeytin yaprağı çayı ile vücuda giren mikropları, vücudun doğal bağışıklık sistemi tepki gösterinceye dek yavaşlatır.

Zeytin yaprağı, etkileri sarımsak ve soğana da benzeyen doğal bir antibiyotik ve antioksidandır.

Düzenli olarak hastalıklardan korunma amaçlı tüketilebileceği gibi doğrudan hastalıkların tedavisinde de kullanılabilir. 

Zeytin ağacının tamamında bulunan ve acı-buruk bir tadı olan oleuropein, zeytinin işlenmesi sırasında uzaklaştırılır. Oysaki zeytin ağacının hastalık ve zararlılara karşı direncini sağlayan en önemli savaşçının oleuropein olduğu düşünülmektedir. Oleuropein' in içeriğinde bulunan "elenolik asit" ve oleuropein türevi olan "kalsiyum elenolat" çok çeşitli mikroorganizma gruplarını uzak tutma özelliğine sahiptir. 

Bugün çok az insan, zeytin yaprağının çok faydalı kullanımı kolay tıbbi bir bitki olduğunu bilir. Zeytin yaprağı kullanımı daha çok Akdeniz ülkeleri insanları tarafından kullanılmakla beraber son yıllarda birçok ülke tarafından da bitkisel ilaç olarak kullanılması bu konudaki araştırmalara hız vermiştir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...