Pratik tarifler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pratik tarifler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2015 Pazartesi

Cin Fikir - Sıvı Sabun Yaptım

Bunu akıl etmek neden bu kadar zamanımı aldı, neden artık sabunları nasıl değerlendiririm derken hep yeniden şekillendirme konusuna kafa yordum bilmiyorum, ama artık ben artık sabunları değerlendirmenin en iyi ve en kolay yolunu buldum... Çok mesudum...

Şimdi efendim bu cin fikirim şu şekilde, boş bir sıvı sabun kabını alıyoruz... Eski ufak sabunlarımızı kırıp kırıp içine tıkıştırıyoruz, sonra da üstüne su ekleyip çalkalıyoruz... Evde ufak çocuk varsa bu kırma içine atma olayını bir aktivite haline getirmek, daha büyük çocuk varsa, sabunun katı hali - sıvı hali - erime konusunda sohbet etmek de mümkün... Birkaç damla da lavanta yağı, işlem tamam... Rengi biraz renksiz o kadar...

Gün geçtikçe sabunlar eridikçe sıvı sabunumuz daha da kıvamlı hale geliyor... İlk gün bir kaç defa pompalamak gerekirken 3. günün sonunda tek defada elimi köpürtecek miktarda sabun geldi pompadan...

Dediğim gibi içime en çok sinen ve en kolay metodu buldum sonunda...

Daha çok uğraşmak isteyenler için başka bir tarif ekli linkte...

30 Haziran 2015 Salı

Ev yapımı temizlik... No-Poo


Temizlikte daha çok ev yapımı, daha az kimyasal... Bu fikri ilk olarak ev temizlik malzemelerinde duymuştum... Karbonat ve sirke, daha sonra da enzim falan...

Daha sonraları vücut bakımında da bu malzemelerin kullanıldığını duydum... Sanırım ilk defa İpek AG yazmıştı No Poo konusunda... Aklımın bir kenarına çıpa atmış olsa da deneme cesaretini bulamadım... Taa ki, oğlum ergenliğe adım atıp hormonal değişimleri ile birlikte deodorant kullanımı ihtiyacı gösterene kadar... O zaman deodorant yerine karbonat fikri tekrar çıktı ortaya... Sevgili Günün Çorbası mesela karbonat kullandığını söylemişti o dönemde, denedim, bana uymadı... Kristal tuz aldık onun yerine, çözdük meseleyi...

Neyse, zaman geçtikçe bu No Poo meselesi de daha çok dikkatimi çekmeye başladı... ve nihayetinde Sıla da gayet cesaretlendirici bir girişim ile blogunda tarifi yayınladı... Ben de uygulama cesareti buldum kendimde sonunda...

Tarif aslında çok basit... İhtiyaç duyulan malzeme;

2 kırılmaz kap
2 tatlı kaşığı karbonat
yarım çay bardağı elma sirkesi
su

İlk kapta karbonatı ılık suda eritin, bu sizin şampuanınız olacak... Islak saçlarınızı saç diplerinize masaj yaparak bu suyla yıkayın. Tabii ki köpürmüyor, bu işe yaramadığı anlamına gelmez... Eğer saçınız yağlı ise biraz daha fazla, kuru ise biraz daha az karbonat kullanabilirmişsiniz... 2 tatlı kaşığı bana iyi geldi... Saçınızı iyice durulayın... Biraz sertleşmiş gibi gelebilir saçlarınız, ikinci karışım bunun için var... 

İkinci kapta ise sirkeyi su ile karıştırın... Duruladığınız saçlarınızı bir de bu karışım ile yıkayın... Kuru saçlar için daha fazla sirke kullanabilirsiniz...

İlk birkaç seferde saç derisi doğal ph değerine ulaşana kadar saçlarınız biraz daha hızlı yağlanabilir demiş Sıla, bende böyle bir durum da olmadı zaten yağlı bir saç yapısına sahip olduğum için, bakalım bundan sonrası nasıl gidecek...

Ancak saçlarımın daha yumuşak ve daha parlak olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim...

Bonus Materyal- Vücut Peelingi

Bunu da yıllar önce bu blogda yazmış, ancak uygulama fırsatı bulamamıştım. Ne değişti derseniz, kahve içme alışkanlığımız değişti. Bu sene bir espresso cezvesi edindik ve evde espresson pişirmeye başladık... Bu da ciddi bir kahve telvesi demek... Tabii ki, benim her türlü organik atığı atamama huyum devreye girdi ve bu telveyi biriktirmeye başladım... Hazır banyoya 2 kavanoz ile giderken, bir de bu telveyi taşıdım yanımda... Banyodan çıkmadan topuklarımı, dirseklerimi, bacaklarımı falan da bu telve ile ovdum iyice... Doğal bir peeling amacıyla başlamıştım, ancak kahvenin doğal yağı aynı zamanda nemlendirici etkisi de verdiği için hoş bir yumuşaklık da sağladı... Filtre kahve tercih edenlere öneririm.

16 Mart 2015 Pazartesi

Sabun, enzim ve diğer yeniden kullanım önerileri...

Yıllar var, bozulan, azalan, "çöp" olan şeyleri atmak benim için çok zorlaştı... Yeniden değerlendirme, en azından biraz daha kullanma, dönüştürme hayatımın en önemli konularından oldu... Bu konuyla ilgili daha önce de yazmıştım (Reduce-Reuse-Recycle ve Bir kez yaşamışsa, yine yaşar), ancak liste genişledikçe tekrar tekrar yazmak istiyorum.

Uzun süredir yazmak istiyordum, kısmet bugüneymiş, iki temel konum var, bir tanesi kullanılmış sabunların yeniden değerlendirilmesi, diğeri de evde enzim yapımı...

Sabun konusu içimin yarası, aslında zeytinyağı üreticisi olup da kendi sabununu yapmamak ayıp sayılır, ama aldığım tariflerin çoğunda kostik olması, yapımın zahmetli olduğundan bahsedilmesi gözümü korkutuyor, ne yalan söyleyeyim... Bu nedenle de bir türlü giremedim bu işe. Hele de, köyde zaten yapan komşular olup da bol bol hediye sabun geldiği için gerek de hissetmedim belki...

Şimdilerde dekoratif sabun yapımı çok revaçta olduğundan küçülmüş sabunların yeniden değerlendirilmesi daha cazip bir konu gibi geldi. Daha önce, bu küçülmüş sabunları rendeleyip kaynatarak yeniden kullanılır hale getirme denemem olmuştu, ama pek de pratik bir yöntem değildi, o nedenle de deneme olarak kalmış hayata geçmemişti...

Yeni okuduğum bir yöntem ise çok pratik olduğu için hemen denedim ve çok güzel sonuçlar aldım... Yıllardır, elbet bir fırsat bulur değerlendiririm diye sakladığım o minik sabunları küçük parçalar halinde silikon kalıpların içine kırdım... Üstlerine biraz da su ekledim, çok fazla değil ama... Arasına güzel görünsün diye nazar boncuğu, deniz kabuğu falan ekledim. Sonra da mikro dalga fırında birkaç dakikada erittim... Tabii ki silikon kalıplar söz konusu olduğu için fırından çıkartırken elinizi yakmamaya dikkat edin. Ben bir tabak içinde koymuştum, biraz taşmış, tabak sabun olmuş, ama başka bir sorun olmadı...

Fırından çıkarttığım sabunların içine aromatik yağlar ekledim. Özellikle lavanta, leylak çok başarılı oldu. Portakal umduğum kadar güzel sonuç vermedi.

Her neyse bu işlemden sonra da bir süre soğumaya bıraktım. Sabunlar iyice soğuyup donunca kalıplardan çıkartım radyatörün üzerine aldım... İyice kuruyunca da kullanıma soktum tabii...

Bence çok güzel sonuç verdi. Üstelik de tüm işlem 10 dakikamı almadı... Tavsiye ediyorum...

Anlatmak istediğim, son bir senedir sirke kavanozu ile birlikte mutfağımın baş köşesinde yerini alan ENZİM kavanozu...

Enzim ile ilk olarak Meyveli Tepe'nin blogunda karşılaşmıştım. Çok ilgimi çekmekle birlikte, öyle ölçmeli-biçmeli, biriktirmeli, beklemeli işler pek bana göre olmadığı için bir süre kulak arkasına attım. Ancak bir süre sonra kış gelip de özellikle portakal kabukları kompostumun içinde asiditeyi arttırınca o kabukları başka bir şekilde değerlendirmek için yeniden bir tarif arayışına girdim... Atamıyorum, kıyamıyorum o güzelim mis kokulu kabuklara...

İşte tam o sırada Bir Tek Aşk'ın tarifi çıktı karşıma... Anlatım tarzı ve pratikliği bana "yapabilirim" hissi verdi ve hemen işe giriştim... İlk etapta oradaki ölçü ile başladım:

- 3 su bardağı narenciye kabuğu (ağırlıkla etli portakal kabuğu ve limon kabuğu oluyor bizde)
- 1 su bardağı şeker/ pekmez/ esmer şeker/ bal
- 10 su bardağı su
- 1 kaşık kadar kuru maya

Görsel: http://www.onegoodthingbyjillee.com/
İlk parti 3 hafta sonra olunca bir deneme yaptık, mutfak dolap kapaklarını ve evyeyi sildik... Sonuç gayet tatmin edici... Tabii derhal seri üretime geçtim... İlk parti hazır olduktan sonra mayaya pek gerek kalmıyor, çünkü kendi kendini mayalamaya devam ediyor... Zaten kavanoz dolana kadar yeterli süre geçiyor... Artık 2 büyük kavanoz ile devam ediyorum. Dolanı kenara alıp beklemeye bırakıyor, öncekini süzüyor ve boşaltıp yeniden doldurma evresine geçiyorum. Meğer biz ne kadar çok limon kullanıyormuşuz... Yaz kış sürekli o kavanoz doluyor, yenisi geliyor... Üretim sırasında bazen üzerinde beyaz bir tabaka oluşabiliyor, zaten arada karıştırırken onu da içine karıştırıyorum, kaynaklara göre bunda bir sorun yok... Sanırım şekeri az geldiği zaman oluyor. Biraz daha şeker ilave ediyorum karışıma.

Görsel: http://happyhomemaker88.com/
Zaman zaman da yeşil küf oluyor. Bunun da bir zararı yok demişler, ama benim hoşuma gitmiyor... İçine attığım limon kabuklarına daha bir dikkat eder oldum, sanırım bu yeşil küf onlardan geliyor, eski limon kabuklarını kullanmıyorum artık...

Enzimi nerelerde kullanıyorum, özellikle temizlikte tabii... Leke çıkarıcı olarak yağlı lekelerde, çamaşırlarda... Bulaşık ve çamaşır makinasının içini temizlemek için boş çalıştırırken... Evyede...

Enzim kullanırken dikkat edilmesi gerekenler nedir peki... Her şeyden önce enzim canlı bir yapıdır... Dolayısı ile çok sıcak su ile kullanılmaması gerekiyor... Maksimum 40 derece iyidir, bakterileri öldürmeden temizlik fonksiyonlarını göstermeleri için... Bir de zaman tanımanız lazım... Yani evyeyi temizlemek için enzimi döküp 10 dakika kadar bekletiyorum ki, bu iyi yürekli bakteriler işlerini yapabilsinler... Sonrası çok kolay, biraz ovup suyla duruluyorum... Hiçbir kimyasal yok çünkü içinde...

Ben bu enzim işini çok sevdim... Hiç gözünüz korkmasın, çok pratik...

18 Şubat 2013 Pazartesi

Köyümden uzak kaldım, çorbalarla avunuyorum...

Yeni işim sebebi ile uzunca bir süredir köye gidemedim... Bu arada hasat mevsimi geldi, eşim sağ olsun zeytinlerimiz toplandı, sıkıldı, dinlenmeye bırakıldı...

O sakin köy günleri, soba başında tıkırdayan çaydanlık sesleri ile örgün örmek bu sene bana hayal oldu...

Hafta sonları da olmadan çalışmak yorucu olmasına yorucu da, beni asıl üzen, mutfaktaki mutlu dakikalara daha az zaman kalması...

Her neyse, dün biraz vaktim oldu, bir bezelye çorbası pişirdim kendime... Sebze çorbaları için standarda yakın bir tarif oluştu aslında, onu baz alıp ufak dokunuşlarla renklendiriyorum çorbalarımı... Dünkü nefis bezelye çorbamın tarifi de şu şekilde...

Malzemeler:
1,5 su bardağı bezelye (yazın alıp ayıklayıp dondurduklarımdan)
2 çiçek karnabahar (dolapta ne varsa kontenjanından)
1 büyük ya da 2 küçük kuru soğan
2 diş iri sarımsak
1 su bardağı süt
yarım çay kaşığı toz - tatlı kırmızı biber
çay kaşığının burnu ile zerdeçal
zeytinyağı
tuz
toplam 4 su bardağı et suyu, makarna suyu, su

Yapılışı:
Soğanları ve sarımsakları iri doğrayıp zeytinyağında kavuruyoruz, ufak doğranmış karnabaharları ilave edip biraz daha çeviriyoruz. Üzerine diğer malzemeleri ilave edip düdüklü tencerede 20 dakika kadar pişiriyoruz.
daha sonra blendırdan geçirip üzerine biraz krema gezdirerek ya da kıtır ekmekçikler ekleyerek servis yapıyoruz...

Biz çok sevdik, belki siz de seversiniz... Afiyet olsun...

Fotoğraf: http://www.sibelinkahvesi.com

20 Temmuz 2012 Cuma

Acurlar oldu... Kavanozlara doldu...

Yazın bunaltıcı sıcak günlerinden merhaba...

Ben bahçeye dikmeyi akıl edememiş olsam da komşularım sağ olsunlar acur getirmişler bahçelerinden yeni mahsül, benden aldıkları kayısıların karşılığında...

Dışarıda severek yerim de, kendim yapmak nasip olmamıştı daha önce, acur turşusu kurdum bu yaz ilk defa...

Acurları yıkayıp doğradım. Temiz kavanozlara yerleştirdim. Sonra dolabı kurcaladım, bir adet kapya biber ve 3 adet de fındık turp buldum, onları da yıkayıp dilimledim ve kavanozlara paylaştırdım. Her bir kavanoza iri birer diş sarımsak ekledim ve son dokunuş olarak da birer sap biberiye. eğer evinizde varsa kereviz sapı da çok yakışıyor turşulara, tavsiye ederim.

Sıra geldi turşu suyuna. Ben genellikle turşu suyunu önceden hazırlayıp evde bulunduruyorum, fazla sebzeleri, dışardan söylenen yemeklerin yanında gelen, havuç, turp gibi ürünleri bir kavanoza doldurup turşuyu anında kuruveriyorum, çok pratik oluyor.

Turşu suyu için arzu ederseniz Dr. Oetker'in Turşukur'unu kullanabilirsiniz, ya da kendiniz evde hazırlayabilirsiniz. Tarif kabaca şöyle:

1 çay bardağı kalın tuz
1 su bardağı sirke
10 tane kadar nohut
1 tatlı kaşığı şeker
2,5 litre kaynatılıp soğutulmuş su

Keyfinize göre sirke miktarını arttırabilir ya da limon suyu ilave edebilirsiniz. Yine tane karabiber, kişniş gibi baharatlar ekleyebilirsiniz. Nohut mayalanmasına yardım için konuyor, evde  yoksa kullanmasanız da olabilir.

Hazırladığınız turşu suyunu kavanozlara boşaltın, ağızlarını sıkıca kapatıp güneş almayan bir yerde bekletin. Turşunuz 2-3 hafta içinde hazır olacaktır. Eğer biber turşusu yapacaksanız, biberleri önce iğne ile birkaç yerinden delin. Lahana için de gaz oluşumu olacağından 2-3 günde bir kavanozu sallayıp kapağı açarak çıkan gazı boşaltın.

Kullandığınız kavanoz kapaklarının temiz ve passız olması çok önemli, bunu mutlaka kontrol edin ve gerekiyorsa yeni kapak satın alın. Sirke asitli olduğundan kapaklarınızı daha da eskitecektir.

Afiyet olsun.

22 Nisan 2012 Pazar

Gelincik şerbeti

Köyümüzde ilk yazımızı geçirdiğimiz sene, bahçemiz bizi gelinciklerle mutlu etmişti. İşte o güzelim gelincik tarlasına bakarken aklıma geldi ilk gelincik şerbeti yapmak. Çok küçük yaşlarımdan kalma, hiç tatmadığım, ama aklımın bir kenarına kazınmış bir kavramdı gelincik şerbeti benim için... Hemen internete gömüldüm ve tarifler aradım...

Pek çok alternatif vardı, bunlardan bazıları kaynatmalıydı, onları eledim hemen listemden... Kaynatmak yeterince doğal gelmiyor bana, başka çare olduğu sürece...

Gelelim benim tarifime... Tabii ölçülü biçili bir şey değil, biraz göz kararı, biraz damak zevki...

Bahçeden gelincik yaprakları toplanır. Tozları gitsin diye biraz suya konur. Bir kavanozun içinde şekerli su hazırlanır. Ben şeker iyi eriyebilsin diye ılık su kullanıyorum. Kabaca 10-12 adet gelincik için 500 ml su diye düşünebilirsiniz. Bu şekerli karışıma bir limonun suyunu da sıkarak ilave ediyorum. Ekşilik oranını da yine damak zevkinize göre ayarlayabilirsiniz.



Bu defa bahçede bir tane de reçellik gül açmıştı, ben onun yapraklarını da ekledim. Aynı yöntemle gül şerbeti de hazırlayabilirsiniz.

Neyse, hazırladığımız sıvıya, gelincik ve gül yapraklarını ekliyoruz, kavanozumuzun ağzını güzelce kapatıyoruz. Bundan sonra arada kavanozu arada çalkalayarak beklemekten başka yapacak bir şey kalmıyor bize. Gelincik yapraklarının rengi beyaza dönene kadar, yani yaklaşık 6-8 saat bekliyoruz. Yapraklar tüm renklerini saldığında şerbetimiz hazırdır. Süzerek soğuk servis yapabilirsiniz.

Afiyet olsun... :)

Görsel: http://barbabietolaa.blogspot.com ve Pinterest.com

29 Mart 2012 Perşembe

Bal kabağı hikayesi

İki senedir bahçeye bal kabağı ekiyoruz... Diğer sebzeler gibi normalde bir pişirimlik aldığımız bal kabağı da bol miktarda ürün verince, alternatif tatlar araştırmalarıma konu oldu.

Kabak tatlısını çok sevsem de, kilolarca kabak tatlısı tüketmek için hevesim yok.

İlk denemem, köydekilerin tarifi ile salçalı yemeğini yapmak oldu. Pek tutmadım ama... Domatesin ekşisi ile kabağa has tatlılığı birbirine yakıştırmadım.

Aklıma gelen seçenekler ve denemelerim için de en başarılı bulduklarımı sizlerle paylaşmak istedim. Tabii ki ilk tarif bal kabağı çorbası.

Malzemeler:
1 büyük kuru soğan
2 diş sarımsak
1 adet iri havuç
2 dilim bal kabağı
1 tatlı kaşığı biber salçası
1 su bardağı süt
et suyu ve su
tuz
çeşitli ot ve baharatlar
Divolio zeytinyağı

Yapılışı:
Soğanı ve sarımsağı doğrayıp zeytinyağında kavurun. Havuçları ekleyip kavurmaya devam edin. Küçük küçük doğradığınız kabakları ekleyin. Biber salçasını karıştırın. Daha sonra süt ve suyu ilave edin. Baharat olarak ben reyhan ve rezene tohumunu kullandım, çok yakıştı. (Başka bir defa da çok az tarçın eklemiştim, o da hoş oldu, ama daha tatlımsı kaldı tat) Son olarak tuzu da ekleyip düdüklüde 20 dakika pişirin. Piştikten sonra el blendırından geçirin.

Çok sağlıklı ve lezzetli bir çorba oluyor. Tavsiye ederim.

Çok başarılı ve ev halkının tümü tarafından sevilen bir tarif ise Sibel'den geldi.

Bal kabaklarını patates kızartmasından biraz iri doğrayıp tuzlu una bulayarak kızartıyorsunuz. Sibel'in tarifinde sarımsaklı yoğurt ile servis yapılıyor, ama biz ona gerek kalmadan yuttuk resmen... Kızartma ilk tercihimiz olmasa da arada yenmesi gereken bir yemek bu.

Kalan kabakları ise reçel yaptık. Bir kısmını ayva ile karıştırarak, bir kısmını ise direk marmelat olarak... Reçel seviyorsanız tavsiye ederim.

Böylece bu seneki kabak maceramızı da kapatmış olduk... Seneye Allah kerim...

22 Mart 2012 Perşembe

Focaccia

Focaccia bir çeşit İtalyan pidesi, benim onunla ilk tanışmam Floransa'da, Santa Croce meydanındaki pazarda olmuştu. Pazarcılardan aldığımız zeytin, turşu gibi atıştırmalıkların yanında birer dilim de Focaccia yemiştik.

O zamandan beri aklıma geldikçe derin bir "aaaahhhh" çekmeden duramam...

Bugün nihayet o fırsatı bulduk ve eşimin İtalya'da yemek kursunda öğrendiği tarifi evde pişirebildik.

İşte o tarif:

Malzemeler:


- 5 g instant ya da 20 g yaş maya
- 550 ml su (oda sıcaklığında)
- 300 g yüksek glutenli un (maalesef marketlerde böyle bir un bulunmadığı için tamamında beyaz un kullandık biz)
- 700 g beyaz un
- 25 g şeker
- 60 - 80 g zeytinyağı
- 20 g tuz

Yapılışı:


Tuz hariç tüm malzemeleri elde 20 dakika kadar yoğurun. Tuzu da ekleyerek 2 dakika daha yoğurun. Derin bir kaba koyarak üstünü strech film ile kapatın ve ılık bir ortamda mayalanmaya bırakın. Hamur 2 katına çıktığında (yaklaşık 2 saat sonra) fırın tepsisine parmaklarınızla yayın ve 30 dakika daha bekletin.

Fırına vermeden önce üzerinde parmaklarınızla oyuklar oluşturun (bizim ramazan pidelerinde olduğu gibi). Taze adaçayı, biberiye yaprakları ve deniz tuzu ile süsleyin, biraz da zeytinyağı gezdirin. 200o C fırında 18 dakika pişirin.

Focaccia için hazırladığınız hamuru aynı zamanda pizza hamuru olarak da kullanabilirsiniz. Bu durumda mayalanmış hamuru daha ince açarak üzerine domates sosu, zeytinyağı ve kekik karışımı sürün. Mozarella dilimleri ve istediğiniz malzemelerle süsleyin. 200o C fırında 15 dakika pişirerek servis yapın.

21 Aralık 2011 Çarşamba

Yeşil domates çorbası

Bu tarifi ilk olarak Yemekli Vagon'da görmüştüm. Ancak önce yeşil domates pilaki, bir sonraki seferde de yeşil domatesin kavurmasını (soğan ve domatesler zeytinyağında kavrulup sarımsaklı yoğurt eklenerek servis yapılıyor.) yapınca, çorba üçüncü haftaya kaldı.

Her neyse, Bahar'ın Bahçesi'nden bu hafta toplanan yeşil domatesler bugün çorba halinde beğeniye sunuldu. Evdeki testten alnının akı ile geçince sizlerle paylaşılmaya layık görüldü.

Her ne kadar orijinal tarife bağlı kalmak istesem de son dakika dokunuşları ve bizim evin pişirme adetleri tarifi biraz değiştirdi. İşte benim tarifim:

Malzemeler:
500 g doğranmış yeşil domates
2 tatlı kaşığı tam buğday unu
2 su bardağı süt (oda sıcaklığında)
2 su bardağı su veya et suyu
1 tatlı kaşığı biber salçası
2 diş sarımsak
çok az tarçın
Divolio sızma zeytinyağı
tuz

Yapılışı:
Un ve zeytinyağını karıştırın. Un pembeleşene kadar kavurun. Üzerine yavaş yavaş sütü ilave edin. Bu aşamada dikkatli olmak, sütü yavaş boşaltmak ama hızlı karıştırmak lazım, un topaklanabilir. Kalan malzemeleri ilave edip pişmeye bırakın. İstenilen kıvama gelince altını kapatın ve el blenderinden geçirin. Çorbanız servise hazır.

Orijinal tarifte tereyağı vardı, bizim evde pek kullanılmıyor tabii. Bir de aynı şekilde beyaz un da pek tercih edilmiyor. Çorbalarda yoğun un tadını sevmediğim için miktarı da epey azalttım. Tarifte ne soğan ne de sarımsak vardı, ancak son saniye yine de 2 diş sarımsak eklemeden duramadım. Alışkanlık işte. Son olarak kapağı kapamadan önce şeytan dürttü, tarçın diye fısıldadı kulağıma, kıramadım. Benimki de böyle bir çorba oldu işte...

Afiyet olsun hepimize.

Fotoğraf: http://cicekbakimi.blogcu.com

10 Aralık 2011 Cumartesi

Doğal El Bakımı


Kış gelip havalar soğudu mu, ellerimiz de kurumaya, pul pul ya da zımpara gibi olmaya başlar hemen, hele de hassas bir cildiniz varsa. Dermatolojistler ellerimizin güneşin zararlı etkilerine ve soğuğa en çok maruz kalan organımız olduğunu söylüyorlar. Hele grip dönemi başladığında sık sık yıkamak da ellerimiz üzerinde olumsuz etkisini gösteriyor.

Ben de bu gibi durumlarda her zamanki gibi doğal bir çözüm aramaya başlıyorum.

Aslında doğal bir nemlendirici olarak zeytinyağını tek başına el nemlendiricisi olarak kullanmak mümkün. Tabii cildin yağı tam olarak emmesi zaman alacağı için tercihen bu işi akşam yatmadan yapmak ve ellere uygun bir eldiven giymek faydalı olacaktır.

Yine de çoğumuz bir süre sonra zeytinyağının kokusundan rahatsız olabilir. Bu durumda önerim zeytinyağının aynı zamanda iyi bir taşıyıcı yağ olduğunu hatırlamak yönünde. El losyonu olarak kullanacağınız zeytinyağını bir şişeye alıp içine sevdiğiniz bir çiçeğin yağından bir iki damla ilave etmeniz yeterli olacaktır. Bu konuda benim favorilerim leylak ve yasemin. Ancak tabii ki lavanta, bergamut, gül ya da sizin sevdiğiniz başka bir koku da uygun olacaktır.
Elleriniz aşırı kuru ve yıpranmışsa zeytinyağını sürmeden önce bir süre ılık suda bekletmeniz daha iyi sonuç verecektir.

Son olarak daha yoğun bir bakım için el maskesi yapmak isterseniz zeytinyağı ve saf balı birebir karıştırarak elde edeceğiniz kremi elinize 10 dakika kadar uygulayabilirsiniz. Bu karışıma yine aynı oranda Hindistan cevizi eklerseniz aynı zamanda peeling etkisi de yaratabilirsiniz.

Tabii tüm bunların yanı sıra dışarı çıkarken eldiven giymek ve bol bol su içmek de ellerimizin bakımlı görünmesine katkıda bulunacaktır.

2 Aralık 2011 Cuma

Yeşil domates pilaki

Bahar'ın bahçesine resmen kış geldi. Bahçeyi bozmanın da vakti geldi haliyle. Canım nar ağaçları dallardan ibaret kaldı, 3-5 armut ağacı kırmızı yapraklarını tutmaya çalışıyor, kasımpatılar bile soldu.

Haliyle, bahçede son kalan 3-5 kök yazlık sebze de değerlendirilecek ve bahçe dinlenmeye bırakılacak, pırasa, kereviz ve bal kabaklarının olduğu kısım hariç.

Her sene içim acırdı, kızarmaya vakit bulamamış o yeşil domatesleri toplayıp değerlendirme kısırlığı yaşarken. Hani sadece turşu kurmak kesmiyor beni.

Bu sene tesadüfen blogları gezerken rastladım ilk olarak bu tarife: Yeşil domates pilaki Şemsa Hanım, çok güzel anlatmış kulaktan dolma tarifini. Anlayana yeter aslında onun tarzı, ama ben biraz daha aradım bloglarda, meğer çeşit çeşit tarifi varmış yeşil domates yemeğinin, hatta çorbası bile.

Her neyse, birkaç blogdaki tarif hoşuma gitti, kendime göre sentezleyip pişirdim ben de... Heyecanla, merakla.

Domatesler bahçeden olunca, çeşit çeşit domates girdi tabii benim pilakiye, salçalık armut domates, dilim dilim tarla domates, pembe domates...

Biri iyice kızarmaktan büzüşmeye yüz tutmuş, biri tam kızaramamş iki tane kapya biber, yapraksız dalından bana mahzun mahzun bakan 2 adet de sivri biber toplayıverdim, yakışır diye...

Pirinç pek makbul değildir bizim evde, o nedenle bulgur kullanıyorum.

Soğanları ve sarımsakları ince doğradıktan sonra biraz Divolio sızma zeytinyağı ile kavurdum, jülyen doğranmış biberleri ekleyip kavurmaya devam ettim, daha sonra da 8'e bölünmüş yeşil domatesleri ekledim. 4-5 dakika suyunu salması için kısık ateşte pişirdikten sonra 1 avuç bulgur, tuz ve 1 yemek kaşığı sirke ilave ettim, biraz da su koyup kaynadıktan sonra kısık ateşte 10 dakika kadar pişirdim.

Servis ederken her pilakiye olduğu gibi kıyılmış maydanoz yakışabilir. Biraz pul biber ve sarımsaklı yoğurtla da lezzeti tamamlanabilir. Turşu mevsiminde denemek için uygun bir tat olduğunu düşünüyorum.

Afiyet olsun efendim.

Görsel: zemberekkusu.wordpress.com

12 Kasım 2011 Cumartesi

Doğal cilt bakım kremi tarifi


Kış yaklaşıyor, soğuk hava ister istemez cildimizi yıpratabilir. Bunun için evde kolaylıkla hazırlanabilecek nemlendirici etkisi yüksek bir cilt bakım kremi tarifini paylaşmak istedim.

Gereken Malzemeler:
1 çay bardağı su
1 yemek kaşığı nişasta
1 yemek kaşığı natürel sızma zeytinyağı

Hazırlanışı:
Su ve nişasta bir cezve içine alınır. Pütürsüz olacak şekilde karıştırıldıktan sonra hafif ateşte karıştırılarak pişirilir. Üstü köpük yapmaya başlayınca ateşten alınarak biraz soğumaya bırakılır. İçine zeytinyağı eklenerek karıştırılır.

Karışımı cam kavanozda saklayabilirsiniz. Ancak çabuk bozulduğu için kullanılacağı zaman yapılmalı ve buzdolabında tutulmalıdır.

10 Kasım 2011 Perşembe

Sofralık Yeşil Zeytin Nasıl Kurulur?


Tam olarak olgunluğa ulaşmadan, renkleri yeşilden saman sarısına dönmekteyten toplanmış zeytinler ayıklanır, kabuğu zarar görmüş, bozuk ve hasarlı olanlar ayrılır. Kalan zeytinler iyice yıkanır. Taneler bıçakla 2 veya 3 yerinden fazla derin olmayacak şekilde çizilir. Çizilen zeytinler % 2-3 tuz oranı ile hazırlanmış salamura suyuna konulur. (% 2-3 tuzluluk oranı için, 1 litre suya silme 2 yemek kaşığı kristal kaya tuzu yeterlidir.) Zeytinlerin konulduğu kavanozun cam olması tercih edilmelidir. Salamura suyu zeytinlerin boyunu aşmalı, fakat zeytinler suyun içerisinde fazla serbest kalmamalıdır. Kavanozun kapağı ile salamura suyu arasında boşluk kalmamasına dikkat edilmelidir.
Salamura suyu zeytinlerin acılığı giderilene kadar haftada 1-2 kez değiştirilir. Acılık giderildikten sonra yaklaşık % 7-8 tuzluluk oranına sahip salamura suyu hazırlanır. (% 7-8 tuzluluk oranı için 1 litre suya silme 5 yemek kaşığı tuz yeterlidir.)  Yeni salamura suyunda yaklaşık bir ay kadar bekletilen zeytinler tüketilmeye hazırdır.
Zeytinlerin daha uzun süre dayanması için hazır olmasına yakın çok az miktarda limon tuzu katılabilir. Ayrıca zeytinlere aroma katmak için tüketilmeye hazır olduktan sonra az miktarda limon dilimleri, zeytinyağı ve sarımsak eklenebilir. Sonradan eklenen bu malzemelerin aromasının zeytinlere işlemesi de yaklaşık 10 gün alacaktır.
Dikkat edilmesi gereken hususlar:
- Zeytinler son salamura suyunda beklemekteyken arada kontrol edilerek salamura suyunun yüzeyinde biriken küflerin temizlenmesi gerekir.
- Kavanozun üst kısmında boşluk kalırsa hava almaması için zeytinyağıyla tamamlayabilirsiniz.
- Zeytinimizin suyunu ne kadar sık değiştirirsek o kadar çabuk tatlanır, ancak dayanma süresi de o kadar azalacaktır.

16 Ekim 2011 Pazar

Nar ekşisi/ Nar pekmezi

Bir önceki gönderimde yazmıştım hatırlarsınız narların olmasını bekliyorum diye. İşte o zaman geldi. Bahçemdeki benim boyumu az geçkin 3 nar ağacı dallarının taşıyamayacağı ağırlıkta narlarını olgunlaştırdı. Şimdilik 3 kasa topladık, devamı da geliyor.

Haliyle geçen seneki ilk girişimimden sonra bu sene nar pekmezi yapmak için en uygun düzeneği kurmaya çalışıyorum.

Öğrendim ki, nar ekşisi ile nar pekmezi arasında bir fark yokmuş. Tatlı nardan yapılanlar nar pekmezi, ekşi nardan yapılanlar nar ekşisi oluyormuş. Tabii bahçeden toplanıp hazırlanan nar ekşisinin piyasada satılan nar ekşili soslar ile fazlaca bir alakası yok.

Nar ekşisi/ pekmezi yapmak aslında çok kolay. Yine de nar ayıklamaktan hoşlanmıyorsanız bu işe girmeyin derim. Geçen sene bir portakal sıkacağında nar suyunu sıkmıştık, ancak narın içindeki zar hazırlanan ekşiye aşırı buruk bir tat veriyor. Bu sene kolaya kaçmadık, tek tek ayıklıyoruz narları.

Miktarlar gerçekten çok çok az 8-10 nardan 250 ml nar pekmezi elde ediliyor, işin zahmeti de burada gösteriyor kendini zaten.

Narlar tek tek ayıklanıyor, çekirdekleri zedelenmeden sıkılıyor. Elde edilen nar suyu sırlı toprak bir kaba* alınıyor. Bu kabın tercihen geniş bir tepsi olması iyi olur ki, buharlaşma hızlı olsun. Bende henüz olmadığı için güvecimi kullanıyorum bu iş için. Son olarak nar suyu kaynatmadan kısık ateşte buharlaştırılıyor. Elde koyu pekmez kıvamlı karışım kalana kadar saatlerce pişiyor. Nar suyunu kaynatmamak çok önemli, zira içindeki vitaminleri korusun istiyoruz. Aynı husus üzüm pekmezi için de geçerli. Porselen bir tabağa damlattığınızda akmıyorsa kıvam almış demektir, reçel kıvamı gibi yani.

Bakalım bu 3 kasa nardan ne kadar nar pekmezi elde edeceğiz? Heyecanla çalışıyoruz.

*Domates, limon, nar gibi asitli yiyeceklerin pişirilmesi aşamasında reactivekapların kullanılmaması gerekiyor.  Demir ve aluminyum kaplar bu kategoriye giriyor ve içlerinde pişen yiyeceklerin tadını bozuyorlar. O yüzden bu tür asitli yiyecekleri non-reactive gruba giren çelik, cam ve sırlı toprak kaplarda pişirmekte yarar var.

Görsel: http://www.yediiklim.net

19 Ağustos 2011 Cuma

Bahar'ın Bahçesi'nden Biber Salçası

Sevgili Figen geçenlerde hatırlattı kış hazırlıkları başlığı ile... Bahar'ın Bahçesi'nde de kapya biberler oldu, nefis kırmızı renkleri ile "beni topla" diye bağırmaya başladılar.

Demek ki, bugün biber salçası yapılacak. Biber salçasını, her zaman domates salçasına tercih etmişimdir, ancak ev yapımı biber salçası daha da doyumsuz bir lezzet. Sadece 1 tatlı kaşığı bile yemeklere tat vermeye yetiyor. Ekmek üzerinde beyaz peynirle harika bir kahvaltılık oluyor.

Her neyse, ben hijyen takıntımı bu konuda bitiremediğim ve canı tez biri olduğum için biber salçasını fırında yapıyorum. Hem çok pratik, hem de hızlı oluyor. Biberleri temizleyip rondodan geçiriyorum. Arzu ederseniz acı olsun diye 2-3 tane acı sivri biber de ekleyebilirsiniz. Isıya dayanıklı geniş bir kaba koyup 1kg için 1 çorba kaşığı tuz ilave ediyorum. Üzeri kabuk tutmasın iyi pişsin diye 15-20 dakikada bir karıştırarak 200oC fırında yaklaşık 1,5 saat pişiriyorum. Zaten nefis kokusu ile piştiğini anlatıyor.

Hazırladığım salçayı kaynar su ile dezenfekte edilmiş temiz cam kavanozlara dolduruyorum ve hava almasın diye üzerini örtecek kadar zeytinyağı ekliyorum. Bence harika oluyor. Tavsiye ederim.


Görseller: http://klasiktatlar.blogspot.com
http://pattern.blogcu.com

7 Ağustos 2011 Pazar

Domates Salatası (insalata di pomodoro)

Yaz geldi, bahçemizin domatesleri olgunlaştı, soframızı şenlendirmeye başladı. domates sosları, lezzetli sebze yemeklerinin yanı sıra, İtalyan usulü domates salatası da yaz sofralarımızın bir parçası haline geldi, yeniden...

Bu basit ama bir o kadar da lezzetli salata ile ilk Floransa seyahatimizde tanışmıştık. Büyük yarı-kızarmış tarla domatesleri de olur, minik çeri domatesler de olur, yeter ki gerçek gübre ile güneşte kızarmış domatesler olsunlar.

Neler gerekiyor?

3 adet büyük ya da 8-10 adet çeri domates
2 diş sarımsak
balzamik sirke
çiğ tüketime uygun yoğun (intense) karakterde tercihen soğuk sıkma zeytinyağı
tuz

Domatesleri istediğiniz büyüklükte doğrayın, sarımsakları ayıklayıp ince ince kıyarak ilave edin. Üzerine sirke, zeytinyağı ve tuz ilave ederek servis yapın.

Afiyet olsun.

21 Nisan 2011 Perşembe

Elma Sirkesi Nasıl Yapılır?

Elma sirkesi ile ilgili yazışmalar vakt-i zamanında Tijen İnaltong'un Mutfakta Zen grubunda yapılmıştı. O zamanlar yeni ev hanımı olarak bu tip işlere çok uzaktım, sadece çok basit bir işlem olduğu kalmış aklımda. Daha sonra aklım başıma gelip de tarif aradığımda pek de tatmin edici tarifler bulamamıştım. Bu nedenle biraz da deneme - yanılma yöntemi ile kendi sirke tarifime ulaştım. Yöntem deneme - yanılma üzerine kurulu olduğu için tarif de biraz öyle...

Öncelikle en iyi sirke elma kabuğundan oluyor, yani elmaları yiyip kabuklarını sirke yapabilirsiniz. Bizim evde elma kabukları ile yendiği için ben hafif buruşmuş, biraz kararmış elmalar ile koçanları kullanıyorum daha çok sirke yapmak için. Elmalar ne kadar olgun ve tatlı ise, sirke o kadar hızlı olgunlaşıyor ve lezzetli oluyor.

Gerekenler:
- Uygun büyüklükte temiz bir kavanoz
- Elma ya da elma kabuğu, hatta elma koçanları
- Maya için biraz sirke (1 kahve fincanı kadar)
- Su

Su ne kadar fazla, elma ne kadar az ise, sirkeniz o kadar geç olur. 2-3 haftada iyi bir sirke elde etmek için kullandığınız elma miktarının yarısı kadar su kullanabilirsiniz.

Sirke oluşumu için gereken şartlar oksijen ve sıcaklıktır. Bu iki şart bakterilerin daha hızlı ve verimli çalışmasını sağlayacaktır. Bu nedenle geniş ağızlı bir kavanoz seçmek daha uygun olabilir. Sıcaklık şartı için ise ben evimin güneş gören mutfak penceresini tercih ediyorum. Hava ile teması arttırmak için kavanozu arada karıştırabilirsiniz.

Tüm malzemeleri kavanoza koyarak ağzını temiz bir tülbentle sıkıca kapamak işlemin başlaması için yeterli. Ancak kavanozun ağzının iyice kapandığından emin olunmalı, aksi takdirde meyve sineğine davetiye çıkacaktır.  Sirke oluşumu sırasında ortaya çıkacak gazlar ise kapalı kavanozları patlatabilir. Dar ağızlı bir kap kullanıyorsanız kapağını kapatmayın. Büyük turşu kavanozlarını kullanıyorsanız, tülbent yerine kapağı kapatabilir ve arada açarak karıştırabilirsiniz. Kavanozu ağzına kadar doldurmayın, hava (oksijen) için birkaç parmak yer ayırın.

Bir süre sonra sirkenizin içinden hava kabarcıklarının oluştuğunu göreceksiniz. Bu işlemin çalıştığını gösterir. Daha sonra yine sirkenin üzerinde şeffaf renkli bir tabaka oluşmaya başlayabilir. Buna sirkenin anası denir. Aslında sirke yapımında çalışan bakterilerin artıklarıdır. Hiçbir zararı yoktur.

Sirkenize lezzet vermek için karanfil, keşniş, vb. çeşitli baharatlardan faydalanabilirsiniz. Bu ilaveleri tercihen 1-2 hafta sonra yapın.

Sirkenin olduğunu düşündüğünüzde tadına bakabilir ve emin olabilirsiniz. Tattığınız sirkenin satın aldıklarınızdan ne kadar farklı olduğuna şaşıracaksınız. Bu durumda posayı süzüp sirkenizi afiyetle kullanabilirsiniz. Sirke biraz bulanık olabilir, içindekiler elma parçacıklarıdır, çok önemsemeyin.

Ben sirkeyi sadece yemek ve salatalarda değil, temizlikte, kireç sökücü ve dezenfektan olarak da kullanıyorum. Tavsiye ederim.

19 Şubat 2011 Cumartesi

Sarımsaklı Ekmek



Yukarıdaki fotoğrafta sarımsaklı ekmeğin baz hali gösteriliyor. Fırında ekmeğinizi bu şekilde hazırladıktan sonra üzerini istediğiniz malzemelerle süslemeniz mümkün. Ben aşağıdaki tarifte basit bir şekilde domates, fesleğen ve parmesan üçlüsünü kullandım. Siz de zevkinize göre pek çok alternatif kullanabilirsiniz.

Malzemeler
  • Baget ekmek
  • Natürel sızma zeytinyağı
  • Tuz
  • 1 baş sarımsak (tercihen hafif kavrulmuş)
  • 3 domates (küp küp doğranmış)
  • 6 yaprak taze reyhan ya da 1 sap fesleğen (ince kıyılmış)
  • 2 yemek kaşığı rendelenmiş parmesan peyniri

Hazırlanışı:
  1. Fırını 200oC’ye ısıtın.
  2. Baget ekmeyi 1 cm kalınlığında dilimleyin ve tepsiye dizin. Ekmekleri natürel sızma zeytinyağı ile ıslatın ve tuzla hafifçe tatlandırın. Dilimlerin üzerine (kavrulmuş) sarımsağı yayın.
  3. Fırında altın renk alana kadar yaklaşık 15 dakika pişirin.
  4. Domates küpleri, fesleğen ve rendelenmiş parmesan peyniri ile süsleyin. Üzerine biraz daha natürel sızma zeytinyağı gezdirin. Hemen servis yapın.


GÖRSEL: http://www.hamaratabla.com 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...