genel bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
genel bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2015 Pazartesi

Sabun, enzim ve diğer yeniden kullanım önerileri...

Yıllar var, bozulan, azalan, "çöp" olan şeyleri atmak benim için çok zorlaştı... Yeniden değerlendirme, en azından biraz daha kullanma, dönüştürme hayatımın en önemli konularından oldu... Bu konuyla ilgili daha önce de yazmıştım (Reduce-Reuse-Recycle ve Bir kez yaşamışsa, yine yaşar), ancak liste genişledikçe tekrar tekrar yazmak istiyorum.

Uzun süredir yazmak istiyordum, kısmet bugüneymiş, iki temel konum var, bir tanesi kullanılmış sabunların yeniden değerlendirilmesi, diğeri de evde enzim yapımı...

Sabun konusu içimin yarası, aslında zeytinyağı üreticisi olup da kendi sabununu yapmamak ayıp sayılır, ama aldığım tariflerin çoğunda kostik olması, yapımın zahmetli olduğundan bahsedilmesi gözümü korkutuyor, ne yalan söyleyeyim... Bu nedenle de bir türlü giremedim bu işe. Hele de, köyde zaten yapan komşular olup da bol bol hediye sabun geldiği için gerek de hissetmedim belki...

Şimdilerde dekoratif sabun yapımı çok revaçta olduğundan küçülmüş sabunların yeniden değerlendirilmesi daha cazip bir konu gibi geldi. Daha önce, bu küçülmüş sabunları rendeleyip kaynatarak yeniden kullanılır hale getirme denemem olmuştu, ama pek de pratik bir yöntem değildi, o nedenle de deneme olarak kalmış hayata geçmemişti...

Yeni okuduğum bir yöntem ise çok pratik olduğu için hemen denedim ve çok güzel sonuçlar aldım... Yıllardır, elbet bir fırsat bulur değerlendiririm diye sakladığım o minik sabunları küçük parçalar halinde silikon kalıpların içine kırdım... Üstlerine biraz da su ekledim, çok fazla değil ama... Arasına güzel görünsün diye nazar boncuğu, deniz kabuğu falan ekledim. Sonra da mikro dalga fırında birkaç dakikada erittim... Tabii ki silikon kalıplar söz konusu olduğu için fırından çıkartırken elinizi yakmamaya dikkat edin. Ben bir tabak içinde koymuştum, biraz taşmış, tabak sabun olmuş, ama başka bir sorun olmadı...

Fırından çıkarttığım sabunların içine aromatik yağlar ekledim. Özellikle lavanta, leylak çok başarılı oldu. Portakal umduğum kadar güzel sonuç vermedi.

Her neyse bu işlemden sonra da bir süre soğumaya bıraktım. Sabunlar iyice soğuyup donunca kalıplardan çıkartım radyatörün üzerine aldım... İyice kuruyunca da kullanıma soktum tabii...

Bence çok güzel sonuç verdi. Üstelik de tüm işlem 10 dakikamı almadı... Tavsiye ediyorum...

Anlatmak istediğim, son bir senedir sirke kavanozu ile birlikte mutfağımın baş köşesinde yerini alan ENZİM kavanozu...

Enzim ile ilk olarak Meyveli Tepe'nin blogunda karşılaşmıştım. Çok ilgimi çekmekle birlikte, öyle ölçmeli-biçmeli, biriktirmeli, beklemeli işler pek bana göre olmadığı için bir süre kulak arkasına attım. Ancak bir süre sonra kış gelip de özellikle portakal kabukları kompostumun içinde asiditeyi arttırınca o kabukları başka bir şekilde değerlendirmek için yeniden bir tarif arayışına girdim... Atamıyorum, kıyamıyorum o güzelim mis kokulu kabuklara...

İşte tam o sırada Bir Tek Aşk'ın tarifi çıktı karşıma... Anlatım tarzı ve pratikliği bana "yapabilirim" hissi verdi ve hemen işe giriştim... İlk etapta oradaki ölçü ile başladım:

- 3 su bardağı narenciye kabuğu (ağırlıkla etli portakal kabuğu ve limon kabuğu oluyor bizde)
- 1 su bardağı şeker/ pekmez/ esmer şeker/ bal
- 10 su bardağı su
- 1 kaşık kadar kuru maya

Görsel: http://www.onegoodthingbyjillee.com/
İlk parti 3 hafta sonra olunca bir deneme yaptık, mutfak dolap kapaklarını ve evyeyi sildik... Sonuç gayet tatmin edici... Tabii derhal seri üretime geçtim... İlk parti hazır olduktan sonra mayaya pek gerek kalmıyor, çünkü kendi kendini mayalamaya devam ediyor... Zaten kavanoz dolana kadar yeterli süre geçiyor... Artık 2 büyük kavanoz ile devam ediyorum. Dolanı kenara alıp beklemeye bırakıyor, öncekini süzüyor ve boşaltıp yeniden doldurma evresine geçiyorum. Meğer biz ne kadar çok limon kullanıyormuşuz... Yaz kış sürekli o kavanoz doluyor, yenisi geliyor... Üretim sırasında bazen üzerinde beyaz bir tabaka oluşabiliyor, zaten arada karıştırırken onu da içine karıştırıyorum, kaynaklara göre bunda bir sorun yok... Sanırım şekeri az geldiği zaman oluyor. Biraz daha şeker ilave ediyorum karışıma.

Görsel: http://happyhomemaker88.com/
Zaman zaman da yeşil küf oluyor. Bunun da bir zararı yok demişler, ama benim hoşuma gitmiyor... İçine attığım limon kabuklarına daha bir dikkat eder oldum, sanırım bu yeşil küf onlardan geliyor, eski limon kabuklarını kullanmıyorum artık...

Enzimi nerelerde kullanıyorum, özellikle temizlikte tabii... Leke çıkarıcı olarak yağlı lekelerde, çamaşırlarda... Bulaşık ve çamaşır makinasının içini temizlemek için boş çalıştırırken... Evyede...

Enzim kullanırken dikkat edilmesi gerekenler nedir peki... Her şeyden önce enzim canlı bir yapıdır... Dolayısı ile çok sıcak su ile kullanılmaması gerekiyor... Maksimum 40 derece iyidir, bakterileri öldürmeden temizlik fonksiyonlarını göstermeleri için... Bir de zaman tanımanız lazım... Yani evyeyi temizlemek için enzimi döküp 10 dakika kadar bekletiyorum ki, bu iyi yürekli bakteriler işlerini yapabilsinler... Sonrası çok kolay, biraz ovup suyla duruluyorum... Hiçbir kimyasal yok çünkü içinde...

Ben bu enzim işini çok sevdim... Hiç gözünüz korkmasın, çok pratik...

14 Mart 2013 Perşembe

Yaşasın BAHAR Geldi...

İlk önce fulyalar başladı açmaya, arkasından papatyalar boy gösterdi... Ağaçların uçları kabardı, minicik tomurcuklar gösterdi kendini... Arkadaşım badem ağacı çiçek açmıştı bu sırada çoktan...

Dağlarına bahar gelmişti memleketimin...

Zavallı ben ise, şehir insanı moduna döndüğüm için yeniden, pencere önü bostanlarına merak sardım, ancak hazır işler beni kesmediğinden Çöpten Bostan Projesi'ni uydurdum...

Aşağıdaki ananas yetiştirme yöntemini görmemle başladı herşey...

Pazardan aldığım neleri yeniden yetiştirebilirim diye düşündüm... İlk akla gelenler soğan ve de sarımsaktı tabii, arkasından da marul ve kıvırcık salata geldi... İnanamadım ilk önce yapraklarını kullandığımız marulun dibinden kök vereceğine, ama oluyormuş, işte kanıtı aşağıda... 2 fotoğraf arasında 10 gün kadar süre var. Tabii baharın mucizesi bu hız...


Yanında üstte minik, altta uzun görünen sap ise sarımsak... İlk dikim sonrası şu haldeydi balkon bostanım:

Çöpten Bostan Projesi'nin yeni adımı ise çilekler... Çilekleri yıkadığınız suyu lavaboya değil saksılara dökün... Çıkan çilek bitkilerini gülümseyerek izleyin... Vakti yaklaşıyor... Geçen sene yapmıştım, bu sene de niyetliyim...

Son olarak İtalya'dan aldığımız beyaz dipli fındık turpun macerasını yazmak istiyorum... Ektiğimin 3. günü süren bu minik turpların ilk 3 günlük macerası acayip hızlı geçti... Gün be gün takip etmek beni çok keyiflendirdi... Şimdi kendi yapraklarını vermesini bekliyorum fidelikten asıl saksıya nakletmek için... Tabii aslında minik saksıya bir avuç atmak yerine yumurta viyollerine, her göre 2-3 adet gelecek şekilde ekmiş olsaydım, nakletmek çok daha kolay olacaktı. Karton toprakta eriyeceği için direkt viyolle ekebilecektim...

Neyse, şimdi aynı heyecanla bezelye ve domatesleri bekliyorum, bakalım onlar ne zaman çıkartacaklar başlarını topraktan...

26 Mayıs 2012 Cumartesi

İzmir'den Efsane Geçti

17 Mayıs akşamı Buzbağ Şarapları'nın İzmir'deki "Efsane Gurmelerini Arıyor" etkinliğine davetliydik. Sevgili Zeynep Braggiotti'nin moderatörlüğünde,  Kayra Wine Center müdürü ve şarap eğitmeni Cüneyt Bey’in eşsiz ve bilgilendirici sohbeti eşliğinde Buzbağ'ın nefis şaraplarını tatmak fırsatı bulduk.

Anadolu'nun üzümlerinin yine Anadolu'nun diğer lezzetleri ile uyumunu keşfederken aynı zamanda şarap tadımının bazı detaylarını da öğrendik.

Benim gibi, son zamanlarda dikkatini zeytinyağı tadımı üzerine yoğunlaştırmış biri için çok farklı aynı zamanda bir o kadar da keyifli bir tecrübeydi doğrusu. Zeytinyağı'ndan farklı olarak şarap tadımı gözle - gözlemle başlıyor her şeyden önce... Cüneyt Bey'in anlatımı ile tıpkı doğada olduğu gibi... Şarabın rengi ve berraklığı, kalitesi hakkında pek çok bilgi verebiliyor. Zeytinyağında tortu tazeliğe gönderme yaparken, şarapta olgunluğun göstergesi olabiliyor mesela... 

Görsellik adımını geçtiğimizde iki efsanevi sıvı aynı önemli noktada buluşuyor: KOKU

İlk burunda olduğu kadar nazal kanallardan alınan koku da ağzınızdaki sıvı hakkında çok farklı bilgiler veriyor. Yine dil üzerindeki farklı alanların kullanımı söz konusu şarapta, dikkatin dil üzerinde daha fazla yoğunlaştırılması gerekiyor. Sanırım bu yöntemi zeytinyağı tadımlarımda da kullanacağım bundan sonra.

Her tadım ayrı bir yolculuk, her tadım farklı bir deneyim, her deneyim bir ilerleme ve uzmanlığa giden patika... Tıpkı zeytinyağında olduğu gibi şarap da farklı derinliği olan bir konu, insanlar yıllarını veriyor tanımak, tanışmak, anlamak için... Bu anlamda şarap tadımına ufak bir başlangıç yapmış olduk en fazla...

Nazik ev sahipliği içi Zeynep Hanım'a, engin bilgilerinden faydalanmamız lütfunda bulunduğu için Cüneyt Bey'e ve bu keyifli organizasyon için Buzbağ Marka Müdürü Ahmet Yüce'ye teşekkür etmek istiyorum. İtalyanların deyimi ile "olio nuovo, vino vecchio"dan ileri geçebilir miyim bilemiyorum ilerleyen yıllarda. Yıllar içinde zeytinyağı üreticilerinin de bu tatta aktiviteler üretmesini temenni ediyorum.

Teşekkürler Buzbağ

4 Nisan 2012 Çarşamba

ZT dergisindeki yeni yazım...

Küçüklüğümden beri çok severim zeytin ağacını… O iri, delik deşik gövdesini, aşı yerinden çıkan yumrularını, kadife gibi yapraklarının değişen rengini, yaz kış yeşil oluşunu hep severim. Nasıl Nazım Usta çınar ağacı ise Gülhane Parkı’nda, ben de zeytin ağacıyım sanırım Ege’nin bir dağ kasabasında…



Yazının devamını okumak için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz...



29 Ocak 2012 Pazar

Artık Zinde Türkiye Dergisi'ndeyim...


Son zamanlarda bazı gelişmeler oluyor. Blog ve FB'taki yazılarımı takip eden Zinde Türkiye Sağlıklı Yaşam ve Spor Dergisi'nin yazarı oldum.

Evet, uzun süredir yazıyorum. Bloglarımda belli sayıda takipçilerim var. Yine de amatör yazılarımın beğenilmesi ve yayın boyutunda değerlendirilmesi gururumu okşadı...

Sizler de keyifle okursunuz umarım:


Zeytinyağının Kalitesini Ölçmek İçin: Tadım


Sevgiyle,
Bahar

11 Aralık 2011 Pazar

Reduce - Reuse - Recycle (Azalt, tekrar kullan, geri dönüştür)

Çevre ve doğayı korumanın en önemli düsturlarından biridir bu üçlü... Azalt, tekrar kullan ve geri kazan... Bundan 10-15 sene önce sevgili dostum Bora'dan duymuştum ilk. Çok da fazla bir şey anlamamıştım.

Aradan geçen yıllar içinde "tersine evrim"imiz sürerken vardığım noktaya baktığımda doğal olarak bu üçlünün hayatımızda ağırlık kazanmış olduğunu fark ediyorum.

Azalttık
- Naylon torba kullanımını (bez torbalar devrede)
- Abur cubur ve atıştırmalıkları
- Temizlik malzemesi kullanımını (sirke kullanımı arttı, kullanılan deterjan miktarı azaldı)
- Ütü kullanımını (bebeğimiz artık büyüdüğü için ütü artık sadece kırışık çözmek için kullanılıyor)
- Isınma kaynakları kullanımını (el örgüsü yün kazakları tercih ediyoruz)
- Mevsimsiz meyve-sebze tüketimini (bahçeden gelenler öncelik kazanıyor)
- Hazır gıdaları
- Şeker tüketimini

Tekrar kullanımı arttırdık
- Naylon torba
- Gazeteler (paketleme malzemesi, nem tutucu, soba tutuşturucu)
- Kavanozlar (reçelleri, salçaları depolamak için çok lazım)
- Pet şişeler (organik tarım çözümlerinde tuzak vb. olarak)
- Artık sabunlar (sulandırıp eritip tekrar kullanılıyor)

Geri dönüştürüyoruz
- Ambalaj çöpleri geri dönüşüm kutularına
- Organik atıklar bahçeye
- Elma çöpleri sirkeye (temizlik malzemesi ve dezenfektan olarak kullanılmak üzere)
- Aşırı olgun tüm meyveler sirkeye (armut, üzüm vb.)

Biz daha yolun başındayız. Üstelik yola çıkış amacımız çevre koruma da değil, ancak fark ettim ki, yol bizi buraya getirmiş. Bakalım daha nerelere varacağız?

10 Kasım 2011 Perşembe

Sofralık Yeşil Zeytin Nasıl Kurulur?


Tam olarak olgunluğa ulaşmadan, renkleri yeşilden saman sarısına dönmekteyten toplanmış zeytinler ayıklanır, kabuğu zarar görmüş, bozuk ve hasarlı olanlar ayrılır. Kalan zeytinler iyice yıkanır. Taneler bıçakla 2 veya 3 yerinden fazla derin olmayacak şekilde çizilir. Çizilen zeytinler % 2-3 tuz oranı ile hazırlanmış salamura suyuna konulur. (% 2-3 tuzluluk oranı için, 1 litre suya silme 2 yemek kaşığı kristal kaya tuzu yeterlidir.) Zeytinlerin konulduğu kavanozun cam olması tercih edilmelidir. Salamura suyu zeytinlerin boyunu aşmalı, fakat zeytinler suyun içerisinde fazla serbest kalmamalıdır. Kavanozun kapağı ile salamura suyu arasında boşluk kalmamasına dikkat edilmelidir.
Salamura suyu zeytinlerin acılığı giderilene kadar haftada 1-2 kez değiştirilir. Acılık giderildikten sonra yaklaşık % 7-8 tuzluluk oranına sahip salamura suyu hazırlanır. (% 7-8 tuzluluk oranı için 1 litre suya silme 5 yemek kaşığı tuz yeterlidir.)  Yeni salamura suyunda yaklaşık bir ay kadar bekletilen zeytinler tüketilmeye hazırdır.
Zeytinlerin daha uzun süre dayanması için hazır olmasına yakın çok az miktarda limon tuzu katılabilir. Ayrıca zeytinlere aroma katmak için tüketilmeye hazır olduktan sonra az miktarda limon dilimleri, zeytinyağı ve sarımsak eklenebilir. Sonradan eklenen bu malzemelerin aromasının zeytinlere işlemesi de yaklaşık 10 gün alacaktır.
Dikkat edilmesi gereken hususlar:
- Zeytinler son salamura suyunda beklemekteyken arada kontrol edilerek salamura suyunun yüzeyinde biriken küflerin temizlenmesi gerekir.
- Kavanozun üst kısmında boşluk kalırsa hava almaması için zeytinyağıyla tamamlayabilirsiniz.
- Zeytinimizin suyunu ne kadar sık değiştirirsek o kadar çabuk tatlanır, ancak dayanma süresi de o kadar azalacaktır.

19 Ekim 2011 Çarşamba

Çarşıdan aldım bir tane... ya da narın faydaları


Nar Meyvesi
Nar, lezzetli bir meyve olmasının yanında besin değerleri açısından da oldukça yararlıdır. Potasyum ve demir minerali ile C vitamini açısından çok zengin bir meyve olan nar; B1, B2 vitaminleri ile kalsiyum ve fosfor minerallerini de barındırır. Yaz mevsiminde serin meyve suyu veya ferahlatıcı bir kokteyl olarak tüketilen nar, sağlık bakımından da özellikle kış mevsiminde bol bol tüketilmesi gereken bir meyvedir.
Yapılan araştırmalara göre narda, serbest radikallere karşı güçlü etkisi olan çeşitli vitamin, mineral, enzim ve antioksidanlar bulunmaktadır. Serbest radikallerle en iyi mücadele yolu bu antioksidanları tanımak ve dışarıdan doğru besinleri seçerek bunların etkinliğini en üst düzeyde tutmaktır.

Bugün için bilinen en güçlü antioksidanlar; C ve E vitaminleri, glutatyon, lutein, N-Acetylcystein, keratonoidler, flavonoidler, koenzim Q-10, alfa lipoik asit ve selenyumdur. Nar suyu da doğal antioksidanlardan biridir.

Latince adı ´Punica Granatum´ olan nar, özellikle içerdiği antioksidanlar sayesinde vücudun savunma sistemini güçlendirir. Örneğin narda 10 bardak yeşil çaya ve 4 bardak kızılcık suyuna eşdeğer antioksidan madde bulunmaktadır.

Nar ağacının kök, gövde ve kabukları ise nişasta, mannit, reçine, tanen ve birtakım asitlerle alkaloitler içerir.
Damar tıkanıklıklarını geriletme özelliği bulunan nar, ´ACE´ denilen enzimi engelleyerek tansiyon düşürücü bir etki de yapmaktadır.

Narın bilinen faydaları:
  • Harareti keser.
  • Diş etlerini kuvvetlendirir.
  • Çarpıntıyı giderir.
  •  Mide iltihabı ve ağız yarası için faydalıdır.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Kanser hücrelerinin gelişmesine engel olarak, başta cilt ve prostat kanseri olmak üzere, kansere karşı vücudu korur.
  • Kandaki kolesterol oranını ve tansiyonu düşürür.
  • Damar sertliğini önler ve damarları açar. Bu özellikleriyle kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucudur.
  • Kandaki şeker seviyesini de dengeleyerek şeker hastalarına iyi gelir.
  • Cilt sağlığı için de faydalıdır.
  • Enfeksiyona karşı vücut direncini korur ve artırır
  • Enerji verir, yorgunluğu giderir
  • İdrar söktürücü etkisiyle toksin atımını sağlar
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir hastalıklara karşı korur
  • Bağırsak parazitlerinin düşmanıdır, iyi bakterilerin artmasını sağlar
  • İshali (diare) önler tedavide destek sağlar
  • Cilt enfeksiyonlarında olumlu katkısı vardır.
  • Böbrek iltihaplarının giderilmesinde etkilidir.
  • Karaciğer zafiyetine faydası vardır.
  • Romatizma ağrılarının hissedildiği eklem ve uzuvlara nar şırası sürüldüğünde, ağrı kesici özelliği bulunmaktadır.
  • Tatlı nar suyu, ses kısıklığı ve zatürreye karşı şifalıdır.
  • Nar suyu basur hastalığının tedavisinde faydalı olmaktadır.


Narın Kabuğu
Nar suyunun sadece tanelerinden değil, tüm meyveden üretilmesi, bu içeceğin antioksidan etkisinin daha da artmasına neden oluyor. Zira bu önemli meyvenin kabuğu alkaloit, tanen ve glikozitler içeriyor.
Bu nedenle ishal kesici ve kurt düşürücü özelliğe sahip bulunuyor. Nar kabuğunun ekstresi ise güçlü bir virüs ve mikrop öldürücü özelliği sahip.

Ayrıca, cilt üzerinde enfeksiyon ve yara iyileştirici etki de gösteriyor. Bunların yanı sıra, meyve kabuğu ve tanelerin antioksidan ve anti-tümör etkileri de biliniyor´.

Önemli not: Nar suyu tansiyon düşürdüğü için düşük tansiyonlu kişilerin tüketmesi sakıncalıdır.

Derleyen: Bahar Çelik Tapkaç

26 Nisan 2011 Salı

Dizyemlik yağ ne demektir?

Bilindiği gibi zeytinyağının temel özelliklerinden biri de asitlik derecesidir. Asitlik derecesi ile kastedilen, yağ içerisindeki oleik asit cinsinden serbest yağ asidi oranıdır ve yüzde ( % ) şeklinde ifade edilir.

Ancak bazı yörelerde bu yüzde asitlik derecesinin onda biri ( 1 / 10 ) için dizyem ifadesi kullanılmaktadır.

Örneğin "5 dizyem" diye ifade edilen bir zeytinyağının içindeki serbest yağ asidi oranı % 0,5 olacaktır.

Fotoğraf: http://damak-tad.blogspot.com

21 Nisan 2011 Perşembe

Elma Sirkesi Nasıl Yapılır?

Elma sirkesi ile ilgili yazışmalar vakt-i zamanında Tijen İnaltong'un Mutfakta Zen grubunda yapılmıştı. O zamanlar yeni ev hanımı olarak bu tip işlere çok uzaktım, sadece çok basit bir işlem olduğu kalmış aklımda. Daha sonra aklım başıma gelip de tarif aradığımda pek de tatmin edici tarifler bulamamıştım. Bu nedenle biraz da deneme - yanılma yöntemi ile kendi sirke tarifime ulaştım. Yöntem deneme - yanılma üzerine kurulu olduğu için tarif de biraz öyle...

Öncelikle en iyi sirke elma kabuğundan oluyor, yani elmaları yiyip kabuklarını sirke yapabilirsiniz. Bizim evde elma kabukları ile yendiği için ben hafif buruşmuş, biraz kararmış elmalar ile koçanları kullanıyorum daha çok sirke yapmak için. Elmalar ne kadar olgun ve tatlı ise, sirke o kadar hızlı olgunlaşıyor ve lezzetli oluyor.

Gerekenler:
- Uygun büyüklükte temiz bir kavanoz
- Elma ya da elma kabuğu, hatta elma koçanları
- Maya için biraz sirke (1 kahve fincanı kadar)
- Su

Su ne kadar fazla, elma ne kadar az ise, sirkeniz o kadar geç olur. 2-3 haftada iyi bir sirke elde etmek için kullandığınız elma miktarının yarısı kadar su kullanabilirsiniz.

Sirke oluşumu için gereken şartlar oksijen ve sıcaklıktır. Bu iki şart bakterilerin daha hızlı ve verimli çalışmasını sağlayacaktır. Bu nedenle geniş ağızlı bir kavanoz seçmek daha uygun olabilir. Sıcaklık şartı için ise ben evimin güneş gören mutfak penceresini tercih ediyorum. Hava ile teması arttırmak için kavanozu arada karıştırabilirsiniz.

Tüm malzemeleri kavanoza koyarak ağzını temiz bir tülbentle sıkıca kapamak işlemin başlaması için yeterli. Ancak kavanozun ağzının iyice kapandığından emin olunmalı, aksi takdirde meyve sineğine davetiye çıkacaktır.  Sirke oluşumu sırasında ortaya çıkacak gazlar ise kapalı kavanozları patlatabilir. Dar ağızlı bir kap kullanıyorsanız kapağını kapatmayın. Büyük turşu kavanozlarını kullanıyorsanız, tülbent yerine kapağı kapatabilir ve arada açarak karıştırabilirsiniz. Kavanozu ağzına kadar doldurmayın, hava (oksijen) için birkaç parmak yer ayırın.

Bir süre sonra sirkenizin içinden hava kabarcıklarının oluştuğunu göreceksiniz. Bu işlemin çalıştığını gösterir. Daha sonra yine sirkenin üzerinde şeffaf renkli bir tabaka oluşmaya başlayabilir. Buna sirkenin anası denir. Aslında sirke yapımında çalışan bakterilerin artıklarıdır. Hiçbir zararı yoktur.

Sirkenize lezzet vermek için karanfil, keşniş, vb. çeşitli baharatlardan faydalanabilirsiniz. Bu ilaveleri tercihen 1-2 hafta sonra yapın.

Sirkenin olduğunu düşündüğünüzde tadına bakabilir ve emin olabilirsiniz. Tattığınız sirkenin satın aldıklarınızdan ne kadar farklı olduğuna şaşıracaksınız. Bu durumda posayı süzüp sirkenizi afiyetle kullanabilirsiniz. Sirke biraz bulanık olabilir, içindekiler elma parçacıklarıdır, çok önemsemeyin.

Ben sirkeyi sadece yemek ve salatalarda değil, temizlikte, kireç sökücü ve dezenfektan olarak da kullanıyorum. Tavsiye ederim.

5 Nisan 2011 Salı

Zeytin Yaprağı Çayı


ZEYTİN YAPRAĞI ÇAYININ YARARLI ETKİLERİ

ANTİMİKROBİYAL ETKİ


Zeytin yaprağı, çay olarak tüketildiğinde vücuda alınan oleuropein iki enzim tarafından elenolik aside dönüştürülür. Elenolik asit bir önceki yazıda anlatıldığı gibi yüksek antimikrobiyal etkiye sahiptir. Bakterilerin hücre duvarını etkiler ve böylece doğal yolla bağışıklık sistemi güçlenmiş olur. Böylece birçok antibiyotiğe direnç kazanan mikro organizma ve dolayısıyla bunların neden olduğu birçok hastalık doğal yollarla ortadan kaldırılmış olmaktadır. 

ANTİOKSİDAN ETKİ

Soluduğumuz havadaki oksijen, vücut içinde serbest radikaller adı verilen ve toksik (zehirli) etki gösteren bazı maddelerin oluşmasına neden olur. Demirin paslanması ve oksijen zehirlenmeleri, oksijenin zararlı etkilerine örnektir. Antioksidanlar, vücudumuzda kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya dışarıdan sigara, alkol, kirli hava vb. ile alınan zararlı maddelerin (serbest radikallerin) nötralize edilmesini sağlar. 

Antioksidanların yardımı ile hastalıkların oluşumu önlenebilir, hormonal denge korunabilir, yaşlanma süreci geciktirilebilir. Zeytin yaprağı özü yüksek antioksidan aktiviteye sahiptir. Bu etki oleuropein bileşiğiyle beraber diğer fenolik bileşiklerin sinerjik etkileri sonucu meydana gelir. C ve E vitaminlerinin gösterdiği antioksidan aktivitenin yaklaşık 2,5 katı kadar daha yüksek bir antioksidant aktiviteye sahiptir. 

KORONER DAMARLAR ÜZERİNE ETKİSİ

Gerçek ortamda  yapılan birçok çalışma oleuropeinin damar genişletici etki yaptığını, tansiyonu düşürdüğünü ve anti-aritmik özellik gösterdiğini ortaya koymuştur. Aynı zamanda LDL kolesterol seviyesinde düşmeye neden olduğu sonucuna varılmıştır. Kalp rahatsızlıklarında zeytin yaprağı çayı ile iyi sonuçlar elde edilmektedir. Laboratuar ve klinik çalışmaların sonucu olarak, zeytin yaprağı çayı kalp yetmezlikleri, damar tıkanıklıkları üzerinde de etkili bulunmuştur.

HYPOGLİSEMİK ETKİSİ (KAN ŞEKERİ SEVİYESİNİ DÜZENLEME)

Yine yaşayan ortamda yapılan çalışmalarda, zeytin yaprağının etken maddesi oleuropein, hipoglisemik etki göstermiş ve yüksek kan şekeri seviyesinde düşme gözlenmiştir.

ZEYTİN YAPRAĞI ÇAYI KULLANIM ÖNERİSİ
Bir çay kaşığı kuru yaprak, bir bardak sıcak suya konur ve 2-3 dakika demlenmeye bırakılır. Süzülür ve böylece zeytin yaprağı çayı hazırlanmış olur. Günde 2-3 bardak önerilen dozdur.


ZEYTİN YAPRAĞI


Zeytin ağacı (Olea europaea) Oleaceae familyasına ait her dem yeşil bir bitkidir. Zeytin ağaçları dünyadaki en dayanıklı ağaçlardandır. Uzun süreli yaşamlarını büyük ölçüde kendilerine hastalık ve zararlılara karşı direnç kazandıran "oleuropein" adlı bir madde üretmelerine borçludurlar.

Zeytin yaprakları binlerce yıl önce insanlar tarafından hastalıkların tedavisinde çare olarak kullanılmıştır. Son yıllarda dünyada, doğal organik bitkiler üzerindeki araştırmalar gittikçe önem kazanmaktadır. Özellikle Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü zeytin yaprağının 21. yüzyılın doğal antimikrobiyal, antiviral bir etkiye sahip en önemli bitkilerinden biri olduğunu belirtmiştir.

Zeytin yaprağı, doğal bitkisel antibiyotik ve antioksidan olması nedeniyle hastalıklardan
korunma ve hastalıkların tedavisinde etkin rol oynayabilir. Zeytin yaprağında bulunan 
"oleuropein" ve "eleonik" asit aktif bileşiklerinin antimikrobiyal ajan olarak görev yaptığı bilimsel araştırmalarca kaydedilmiştir. Bu maddelere bağlı olarak zeytin yaprağı çayı ile vücuda giren mikropları, vücudun doğal bağışıklık sistemi tepki gösterinceye dek yavaşlatır.

Zeytin yaprağı, etkileri sarımsak ve soğana da benzeyen doğal bir antibiyotik ve antioksidandır.

Düzenli olarak hastalıklardan korunma amaçlı tüketilebileceği gibi doğrudan hastalıkların tedavisinde de kullanılabilir. 

Zeytin ağacının tamamında bulunan ve acı-buruk bir tadı olan oleuropein, zeytinin işlenmesi sırasında uzaklaştırılır. Oysaki zeytin ağacının hastalık ve zararlılara karşı direncini sağlayan en önemli savaşçının oleuropein olduğu düşünülmektedir. Oleuropein' in içeriğinde bulunan "elenolik asit" ve oleuropein türevi olan "kalsiyum elenolat" çok çeşitli mikroorganizma gruplarını uzak tutma özelliğine sahiptir. 

Bugün çok az insan, zeytin yaprağının çok faydalı kullanımı kolay tıbbi bir bitki olduğunu bilir. Zeytin yaprağı kullanımı daha çok Akdeniz ülkeleri insanları tarafından kullanılmakla beraber son yıllarda birçok ülke tarafından da bitkisel ilaç olarak kullanılması bu konudaki araştırmalara hız vermiştir.

13 Mart 2011 Pazar

Bebekler ve zeytinyağı

* Yemeklerin yanısıra merhem olarak da kullanılan zeytinyağı; tahrişin neden olduğu acı ile yanmayı giderici ve yumuşatıcı özellikleri olan losyondur da. Bu nedenle pişiklerde doğal bir merhem olarak rahatlıkla kullanılabilir.


Aynı şekilde yenidoğanlarda konak oluşumuna karşı da saç derisine hafifçe zeytinyağı uygulanıp taranması etkili bir çözümdür.

* Zeytinyağı, derinin foliküllerine penetre olabildiği için, gerek internal gerekse eksternal dokuların yara veya iritasyonunda ve enfeksiyonlara karşı faydalıdır.

* Sabah kahvaltıdan önce alınan 1 veya 2 tatlı kaşığı zeytinyağı -basit kronik kabızlığa - iyi gelir (daha iyi netice için suyla karıştırılabilir).

* Anne sütünde de bulunan E vitamini ve oleik asit içeriği ile zeytinyağı, normal kemik gelişiminekatkıda bulunur. Anne karnında ve doğumdan sonra bebeğin beyninin olduğu kadar, genel olaraksinir sisteminin gelişimini de desteklediğinden, gebe ve emziren annelere özellikle yararlıdır.

* Zeytinyağı yaşlanmanın, hem genel olarak doku ve organlar, hemde beyin fonksiyonlarıüzerinde ki etkilerini geciktirmektedir.

* Günde birkaç damla zeytinyağı bebeğin zihinsel gelişimine büyük katkı sağlar.

* İçerdiği E, A, K vitaminleri ile her yaştaki çocuğun gerekli ihtiyacına yanıt verir. Bu vitaminler kemiklerin doğal gelişimine ve mineralleşmeye yardımcı olup güçlenmesini hızlandırır. Her yaştaki insan için yararlıdır.

* Böbreklerin ıslahında, taşları düşürmede, bağırsak kurtlarını düşürmede, karın ağrısında sıcak su ile içilmesi iyi gelir.

* Çocukları raşitizmden korur. Siyatik, mafsal ağrılarına iyi gelir; zeytinyağı tortusu sürülür.

* Ağızda çalkalandığında, dişlerin beyaz olmasını sağlar,diş etlerini korur, diş çürümelerini önler.

KAYNAK: http://www.lokman-hekim.com

Zeytinyağı neden sağlıklıdır?

Zeytinin sağlık üzerindeki olağanüstü etkileri esasında uzun zamandır bilinmektedir. Hipokrat'ın, psikolojik bozukluğu olan hastalara taze yeşil zeytin önerdiğini bilmekteyiz. Ayrıca orta çağda, Akdeniz ülkelerinde, jinekolojik yakınmalarda, kulak ağrısında, çocukların kabızlık problemlerinde, erişkinlerin mide tedavilerinde zeytinyağı kullanıldığını gösteren belgeler bulunmuştur.

  • Zeytinyağında güçlü antioksidanlar bulunur.
  • Zeytinyağı vücut için gerekli temel yağ asitleri ve sadece yağda eriyebilen A, D, E ve K vitaminlerini içerir.
  • Zeytinyağı içerdiği tekli doymamış yağlar ile kolesterolün damar tıkanıklığına yol açan bileşenlerini azaltır, kalp - damar hastalıklarından korur.
  • Tansiyonu düzenler.
  • Kan şekerini düzenler, diyabet üzerinde olumlu etkileri vardır.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Mide asitliğini azaltarak gastrit ve ülsere dönük koruyucu rol oynar.
  • Safra salgısını canlandırıcı ve düzenleyici özellikleri ile safra taşı riskini azaltır, taşların erimesine yardımcı olur.
  • Zeytinyağında bulunan oleik asit insan sütündeki en önemli yağ asididir, bebeklerin sinir dokularının gelişiminde temel bir işleve sahiptir.
  • Dokuların yaşlanmasını önler, yaşlanmanın beyin fonksiyonları üzerinde yıpratıcı etkisini azaltır.
  • Zeytinyağı cildi ve saçları besler. Cildin genç görünmesini, saçların kuvvetlenmesini ve parlamasını sağlar.
Derleme

Neden natürel zeytinyağına meyve suyu denir?

Zeytinyağı, Zeytin meyvesinin sıkılması ile elde edilen bir meyve suyu ve doğrudan tüketilebilen tek yağdır.

Diğer sıvı yağlar tohumdan elde edilirken, zeytinyağı meyveden elde edilir.

Yörelere ve zeytin çeşitlerine göre farklı aromalar taşıyabilen, özellikle soğuk sıkım tekniği ile üretilen natürel zeytinyağlarının çiğ tüketimi meraklısına özellikle keyif verecektir.






Fotoğraf: http://antyag.com/

24 Şubat 2011 Perşembe

Natürel Zeytinyağı Üretimi


Üretim Aşamaları


1. Zeytinlerin Temizlenmesi / Yıkanması 

İşlenmek üzere fabrikaya getirilen zeytinler doğal olarak dal, yaprak, toprak, böcek vb. yabancı maddeler içerirler.  İklime, yöreye ve zeytin toplama yöntemine göre zeytinde bulunan yabancı madde miktarı değişiklik gösterir.  Yabancı maddenin giderilmesi kaliteli yağ elde edilmesi için oldukça önemli bir unsurdur. Örneğin zeytinlerin fazla miktarlarda yaprak içermesi, özellikle metal kırıcıların kullanılması durumunda, yağın yeşil renginin artmasına, duyusal açıdan da istenmeyen sonuçların oluşmasına sebebiyet verir. Daha sonraki aşamalarda kullanılan ekipmanların ömrünü uzatmak açısından da yıkama işlemi önemli bir unsurdur. 

2. Zeytinlerin Kırılması-Ezilmesi

Yıkama sonrası zeytinler ileriki işlemlerde yağın daha iyi ayrılabilmesi için kırma ve ezme işlemlerine tabi tutulur.  Ezme işlemi ile zeytin dokusu parçalanmakta, yağ damlacıkları serbest kalıp birleşerek daha büyük yağ damlacıkları oluşturmakta ve böylece yağın ayrıştırılması kolaylaştırılmaktadır. 

3. Malaksasyon

Zeytin ezme işleminden geçtikten sonra katı-sıvı fazların ayrılması için zeytin hamurunun yoğrulması gereklidir. Yoğurmada hamur yavaş ve devamlı bir şekilde karıştırılır. Burada amaç, devamlı bir faz teşkil edecek şekilde yağ damlacıklarının daha büyük damlalar haline gelmesine yardım etmek, aynı zamanda yağ/su emülsiyonunu kırarak serbest yağ oranını arttırmaktır.

4. Fazların Ayrılması

Katı ve sıvı maddelerin özgül ağırlıklarının farklı olması prensibinden yola çıkılarak, önceki aşamalarda elde edilen sulu hamura santrifüj yöntemi uygulanır.  Böylece aynı anda yağ, karasu ve prinanın ayrışması sağlanır.  Bu işlem 3000–4000 dev/dk ile dönen ve dekantör denen santrifüj makinelerinde gerçekleştirilir. Bu işlem esnasında hamuru sulandırmak için su ilave edilir.  Hamura katılan su miktarı 100 kg zeytin için 60–70 litre ile 100–110 litre arasında değişebilmektedir. 

Bu aşamada kullanılan suyun sıcaklığı yağın kalitesini ve ömrünü etkileyen önemli faktörlerden biridir. İdeal şartlarda kullanılan su 32°C’den yüksek olmamalıdır. Ancak suyun sıcaklığı arttıkça birim zeytinden alınan yağ miktarı artmaktadır.

UYARLAYAN: Bahar - Alp TAPKAÇ

22 Şubat 2011 Salı

Organik Tarım


Organik tarım nedir?
Ürün yetiştirilmesi, toplanması, hasat, kesim, işleme, tasnif, ambalajlama, etiketleme, muhafaza, depolama, taşıma ile ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar olan diğer işlemlerde, kimyasal madde veya tarım ilacı kullanılmadan yapılan tarım "organik tarım" olarak tanımlanır.
Tüm işlemler, yeterliği onaylanmış kurum ve kuruluşlar tarafından; kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarının, laboratuarların ulusal ve uluslararası kabul görmüş teknik kriterlere göre değerlendirilmesi, yeterliğinin onaylanması ve düzenli aralıklarla denetlenmesi söz konusudur.
ETO Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği'nin web sitesinde yapılan tanıma göre; "ekolojik tarım, tarımsal üretimde yanlış uygulamalar sonucu bozulan doğal dengeyi korumayı amaçlayan alternatif bir üretim yöntemidir. Bu yöntemde sentetik gübre, ilaç, büyüme maddeleri ve genetik yapısı değiştirilmiş edilmiş organizmalar (GDO) kullanılmadan verim ve kalite sürekliliği sağlanır."
"Organik", "ekolojik", "biyolojik" kelimeleri aynı anlama mı geliyor?
1 Aralık 2004 yılında kabul edilen 5262 sayılı Organik Tarım Kanunu'na göre, "organik" kelimesi "ekolojik" ve "biyolojik" kelimeleriyle eşdeğer anlamı ifade eder.
Organik Tarımın yapıldığı arazilerin özellikleri nelerdir?
Organik üretim yapılacak arazinin; geleneksel üretim yapılan bölgelerden, işlek anayollardan, ağır sanayi tesislerinden, maden işletmelerinden kentsel atıkların toplu olarak bırakıldığı alanlardan, kirletici atıklar içeren akarsu ve yeraltı sularından etkilenmeyecek bir mesafede olması gerekir. Bu mesafeler kontrol kuruluşu tarafından belirlenir.
Organik tarımın temel ilkeleri nelerdir?
Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği'nin (ETO) web sitesinde yapılan tanıma göre;
Ekolojik Tarımın Temel İlkeleri
- Doğal çevre ile uyumlu üretim,
- Çiftlik veya yerel kaynakların kullanımına dayanan kendine yeterli kapalı bir sistemin oluşturulması,
- Nihai ürün yerine tüm üretim sürecinin kontrol edilip ürünün sertifikalandırılması,
Bitkisel Üretimde;
- Gerektiğinde ve uygun yöntemlerle toprak işleme,
- Topraktaki organik madde ve verimliliğinin korunması,
- Kimyasal gübre yerine toprak verimliliğinin ekim nöbeti, yeşil ve organik gübrelerle sağlaması,
- Dayanıklı, sağlıklı tohum ve bitki çeşitlerinin seçimi,
- Uygun ekim-dikim yöntemleri ve zamanı,
- Bitki direncinin arttırılması, hastalık ve zararlılara karşı gerektiğinde kültürel ve biyolojik yöntemler ile organik kökenli uygulamaların kullanımı,
- Yabancı ot kontrolünde ekim nöbeti, bitkilerinin morfolojik özellikleri gibi yöntemlerin ele alınıp gerektiğinde mekanik yöntemlerin kullanımı,
- Ekolojik yöntemlere uygun hasat, depolama ve dağıtım,
- Ekolojik işletme esasları,
Hayvansal Üretimde
- Sağlıklı hayvan yetiştiriciliği,
- Hayvan barınaklarında uygun yaşam koşulları,
- İşletmede yemlerin üretilmesi ve organik yemlerden yararlanma,
- Damızlık ve ırk seçiminde ekolojik uygunluk.
Organik tarımda bitkiler nasıl korunuyor?

Organik tarımda, sentetik kimyasal maddelerin (örn. genelde gübreler, ot ilaçları, bitki koruma ürünleri, insektisitler ve pestisitler) kullanımı yasaklanmıştır. Bitkiler öncelikle hastalıklara dirençli türlerin seçilmesi ve uygun toprak işleme metotları vasıtasıyla korunmaktadır. Bunlar:

- ürün rotasyonu, örn. aynı arazide ardışık olarak aynı ürün yetiştirilemez. Bu metodun temelini oluşturan mantık, parazitler gelişemez ve bitki besinleri aşırı tüketilmez.
- sıra çalıları ve ağaçların dikilmesi, sadece peyzajı daha hoş yapmaz, aynı zamanda parazitlerin doğal düşmanları için barınak sağlar ve komşu alanlardan gelen kirlilik maddelerine karşı fiziksel bir bariyer oluşturur.
- ara ürün yetiştirme, örn. bir ürün diğerlerinin parazitleri tarafından seviliyorsa, farklı ürünlerin paralel işlenmesi.

Organik tarım, iyi-bozunmuş gübre ve organik kompostlar (örn. çimen vb.) ve yeşil gübre gibi doğal gübreleri kullanır. Örn. bu amaç için dikilmiş yonca ve hardal gibi bitkilerin toprağa karıştırılması.

Bitkileri hastalık ve zararlılardan korumak gerektiğinde, bitkisel, hayvansal veya mineral orijinli doğal maddeler kullanılır, örn. bitki ekstraktları, faydalı predatörler, kaya unu veya toprak yapısını ve kimyasal kompozisyonunu ıslah eden ve bitkileri kriptogamik saldırıdan koruyan doğal mineral maddeler.

Organik toprak işleme teknikleri çiftlikte doğal dengeyi düzenler. Bununla beraber, parazit saldırısı veya diğer zıt faktörler meydana gelebilir, operatör sadece AB Yönetmeliği ("pozitif liste" diye adlandırılır) tarafından izin verildiği açıkça ifade edilmiş doğal orijinli maddeleri kullanmak zorundadır.

Daha fazla bilgi için www.icea-tr.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Toplama zamanına göre zeytinyağları


1- Erken Hasat Natürel zeytinyağı
Zeytin hasadının erken dönemlerinde toplanmış zeytinlerden elde edilir. Toplanan zeytinler ağırlıkla yeşildir. Dolayısı ile kusursuz bir işleme sonrası zeytinyağı da ağırlıkla yeşil zeytin gibi kokacaktır. Bana göre zeytinyağının gerçek tadına ulaşabileceğiniz en güzel yağ tipidir. Bir kere bu yağa alıştınız mı, başka bir yağ tüketmeniz neredeyse olanaksızdır. Özellikle salatalarda kendisi gösterir. Yöresine göre özellik taşıyan tadı, salataya ayrı bir güzellik katar. Fiyatı diğer zeytinyağlarına göre biraz daha fazladır, çünkü yeşil zeytinin barındırdığı yağ oranı, siyah zeytine göre daha az olacaktır.


2- Normal hasat (orta hasat) natürel zeytinyağı
Piyasadaki zeytinyağlarının çok büyük bölümü orta hasat ya da normal hasat adı verilen dönemde toplanmış zeytinlerden elde edilir. 


3- Geç hasat natürel zeytinyağı
Hasat döneminin bitimine doğru hatta sezon bittikten sonra kalanlardan toplanan zeytinlerden elde edilir. Büyük olasılıkla yüksek asitlidir ve çoğunlukla rafinajlık olacaktır. Ancak bazı yöreler bu çeşide alışmıştır ve özellikle aranır.

19 Şubat 2011 Cumartesi

Zeytin ağacı... Bizim ağaçlar...

Zeytin ağacı (Olea europea) narin bir ağaçtır. Ağır ve zahmetli büyümesine karşın oldukça uzun ömürlüdür. Bir zeytin ağacının ortalama ömrü 300-400 yıldır, ancak 3 bin yaşında zeytin ağaçlarına da rastlanmıştır. Bu nedenle zeytin ağacının adı mitoloji ve botanikte “ölümsüz ağaç”tır.


Derinlere uzayan kökleri sayesinde kalkerli, çakıllı, taşlı ve kurak topraklarda yetiştirilmeye elverişli olan zeytin ağacı için en verimli ortam yazları sıcak, kışları ise ılıman geçen iklimlerdir. Çünkü zeytin ağacı ışığı, güneşi ve 15° C üstündeki sıcaklığı sever. Yıllık ortalama 220 mm yağış zeytin ağacının verimli bir şekilde büyümesi için yeterlidir. Zeytin ağacı genellikle rakımı düşük coğrafyalarda yetişir. Ancak denizden 1000 metre yükseklikte de zeytin tarımı yapılabilmektedir. Çalı görünümündeki zeytin ağacının yapraklarının üst yüzü koyu, alt yüzü ise gümüş rengindedir. Yapraklar mükemmel bir düzen içinde dalın iki tarafından karşılıklı olarak çıkar. Ortalama 40 - 50 cm. genişliğindeki gövde çürümeye karşı çok dayanaklıdır. Ağaç yaşlanınca yumrulardan gelişen yeni uçlar gövdeyi tazeler. Ortalama boyu 4 - 10 m olan zeytin ağacı bir yıl bol, bir yıl az ürün verir. Çiçek verme mevsimi kuzey yarım kürede Nisan - Haziran ayları arasındadır. Yeşil zeytinler Ağustos ayı sonundan Kasım ayı başına kadar olan süre içinde olgunlaşır.


Bizim arazilerdeki ağaçlar da biraz eskidir... Arada çok enteresan ağaçlar da var haliyle, işte onlardan bazıları...






KAYNAK: http://tr.wikipedia.org/wiki/Zeytinya%C4%9F%C4%B1
Fotoğraflar: Alparslan Tapkaç
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...