güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Ağustos 2015 Cumartesi
11 Kasım 2012 Pazar
Bir sonbahar daha
Uzun süren bir yaz döneminden sonra, can veren yağmurlarla sonbahar nihayet geldi buralara... Kimileri yalancı bahar olarak adlandırsa da benim için dolu dolu ikinci bahar sonbahar Ege'de...
Geçen ay, yazmayı çok isteyip de vakit bulamadığım bir olay oldu bahçemizde. Yaban domuzunun biri, bahçeyi dağıttı. Nihayet kendini bulmaya başlayan domatesler, son yeşil domateslerini veremeden tarih oldular, yanlarında patlıcanlar ve biberlerle birlikte... Bir yaban domuzu tek başına koca bir bahçeyi dümdüz edebiliyormuş, bunu öğrendik. İlk tepkim, "onun da yemeğe ihtiyacı var" olsa da, öğrendim ki, sevgili yaban domuzumuzun amacı, o bitkileri yemek değil, sulanan toprakta bol bulunan solucanlara ulaşmakmış... Kısmet işte. onun karnı doydu, bizim bahçemiz erken de olsa kışa hazırlandı.
Çoğu şehirli arkadaşımın hayallerini süsleyen bir köye yerleşme projesinin hesapta olmayan parçalarından biri yaban domuzu, diğer parçalar ise tilki, sansar ve börtü böcek sanırım... Doğal hayatın diğer parçaları. Bana onlardan korkmuyor musun diye soranlara cevabım şu: Burası onların alanı, buraya gelmeyi sonradan seçen insanoğlu. Bu durumda anlaşmak en doğrusu...
Bu sene biraz daha çeşitlendirmeye niyetlendik kış sebzelerini, kereviz ve pırasaya ek olarak kara lahana ve brokoli de giriyor deneme listesine. Merakla bekliyorum sonuçları.
Domuzun insafına kalan tek parça bal kabakları büyümeye devam ediyor, ikisi sararmış, biri hala yeşil.
Neyse gelelim ikinci bahar tarafına yazının... Ilık ve yağışlı bir dönemin ardından kasımpatları ile birlikte sarı papatyalar, dağ papatyaları ve ismini aklımda tutamadığım buranın yerel turuncu papatyaları çiçeklenmiş... Ayrıca önümüzü yaz zannedenler de olmuş, sevgili leylağımız ve gül hatmi ile petunyalar, aslanağızları da çiçeklerini açıvermişler. Hindibalar, her daim açmaya hazır halleri ile duvarlardan bile fışkırmışlar.
Bir de fulyalar, frezyalar ve sümbüller var tabii... Kışın içinde baharı müjdeleyen o müthiş çiçekler soğanlarından başlarını çıkartıp yeşillenmişler bile...
Yani bahçenin üst tarafı tam bir bahar havasında... Oysa içerde soba yanmaya başladı. Soba üstü çaydanlığım yazın kaldırdığım köşesinden göz kırpıyor bana...
Geçen ay, yazmayı çok isteyip de vakit bulamadığım bir olay oldu bahçemizde. Yaban domuzunun biri, bahçeyi dağıttı. Nihayet kendini bulmaya başlayan domatesler, son yeşil domateslerini veremeden tarih oldular, yanlarında patlıcanlar ve biberlerle birlikte... Bir yaban domuzu tek başına koca bir bahçeyi dümdüz edebiliyormuş, bunu öğrendik. İlk tepkim, "onun da yemeğe ihtiyacı var" olsa da, öğrendim ki, sevgili yaban domuzumuzun amacı, o bitkileri yemek değil, sulanan toprakta bol bulunan solucanlara ulaşmakmış... Kısmet işte. onun karnı doydu, bizim bahçemiz erken de olsa kışa hazırlandı.
Çoğu şehirli arkadaşımın hayallerini süsleyen bir köye yerleşme projesinin hesapta olmayan parçalarından biri yaban domuzu, diğer parçalar ise tilki, sansar ve börtü böcek sanırım... Doğal hayatın diğer parçaları. Bana onlardan korkmuyor musun diye soranlara cevabım şu: Burası onların alanı, buraya gelmeyi sonradan seçen insanoğlu. Bu durumda anlaşmak en doğrusu...
Bu sene biraz daha çeşitlendirmeye niyetlendik kış sebzelerini, kereviz ve pırasaya ek olarak kara lahana ve brokoli de giriyor deneme listesine. Merakla bekliyorum sonuçları.
Domuzun insafına kalan tek parça bal kabakları büyümeye devam ediyor, ikisi sararmış, biri hala yeşil.
Neyse gelelim ikinci bahar tarafına yazının... Ilık ve yağışlı bir dönemin ardından kasımpatları ile birlikte sarı papatyalar, dağ papatyaları ve ismini aklımda tutamadığım buranın yerel turuncu papatyaları çiçeklenmiş... Ayrıca önümüzü yaz zannedenler de olmuş, sevgili leylağımız ve gül hatmi ile petunyalar, aslanağızları da çiçeklerini açıvermişler. Hindibalar, her daim açmaya hazır halleri ile duvarlardan bile fışkırmışlar.
Bir de fulyalar, frezyalar ve sümbüller var tabii... Kışın içinde baharı müjdeleyen o müthiş çiçekler soğanlarından başlarını çıkartıp yeşillenmişler bile...
Yani bahçenin üst tarafı tam bir bahar havasında... Oysa içerde soba yanmaya başladı. Soba üstü çaydanlığım yazın kaldırdığım köşesinden göz kırpıyor bana...
4 Kasım 2012 Pazar
17 Ağustos 2012 Cuma
26 Mayıs 2012 Cumartesi
İzmir'den Efsane Geçti
17 Mayıs akşamı Buzbağ Şarapları'nın İzmir'deki "Efsane Gurmelerini Arıyor" etkinliğine davetliydik. Sevgili Zeynep Braggiotti'nin moderatörlüğünde, Kayra Wine Center müdürü ve şarap eğitmeni Cüneyt Bey’in eşsiz ve bilgilendirici sohbeti eşliğinde Buzbağ'ın nefis şaraplarını tatmak fırsatı bulduk.
Anadolu'nun üzümlerinin yine Anadolu'nun diğer lezzetleri ile uyumunu keşfederken aynı zamanda şarap tadımının bazı detaylarını da öğrendik.
Benim gibi, son zamanlarda dikkatini zeytinyağı tadımı üzerine yoğunlaştırmış biri için çok farklı aynı zamanda bir o kadar da keyifli bir tecrübeydi doğrusu. Zeytinyağı'ndan farklı olarak şarap tadımı gözle - gözlemle başlıyor her şeyden önce... Cüneyt Bey'in anlatımı ile tıpkı doğada olduğu gibi... Şarabın rengi ve berraklığı, kalitesi hakkında pek çok bilgi verebiliyor. Zeytinyağında tortu tazeliğe gönderme yaparken, şarapta olgunluğun göstergesi olabiliyor mesela...
Görsellik adımını geçtiğimizde iki efsanevi sıvı aynı önemli noktada buluşuyor: KOKU
İlk burunda olduğu kadar nazal kanallardan alınan koku da ağzınızdaki sıvı hakkında çok farklı bilgiler veriyor. Yine dil üzerindeki farklı alanların kullanımı söz konusu şarapta, dikkatin dil üzerinde daha fazla yoğunlaştırılması gerekiyor. Sanırım bu yöntemi zeytinyağı tadımlarımda da kullanacağım bundan sonra.
Her tadım ayrı bir yolculuk, her tadım farklı bir deneyim, her deneyim bir ilerleme ve uzmanlığa giden patika... Tıpkı zeytinyağında olduğu gibi şarap da farklı derinliği olan bir konu, insanlar yıllarını veriyor tanımak, tanışmak, anlamak için... Bu anlamda şarap tadımına ufak bir başlangıç yapmış olduk en fazla...
Nazik ev sahipliği içi Zeynep Hanım'a, engin bilgilerinden faydalanmamız lütfunda bulunduğu için Cüneyt Bey'e ve bu keyifli organizasyon için Buzbağ Marka Müdürü Ahmet Yüce'ye teşekkür etmek istiyorum. İtalyanların deyimi ile "olio nuovo, vino vecchio"dan ileri geçebilir miyim bilemiyorum ilerleyen yıllarda. Yıllar içinde zeytinyağı üreticilerinin de bu tatta aktiviteler üretmesini temenni ediyorum.
Teşekkürler Buzbağ
8 Mayıs 2012 Salı
Koku ya da İlk Gençliğim’den İstanbul Anıları
Yıllar önce,
ilk gençliğimde İstanbul’da Anadolu Yakası’nda Beyaz Leylaklı sokakta
oturmuştum bir yıl kadar… Leylakların baş döndürücü kokusu ile tanışmam bu
dönemde oldu. Tabii ki daha önce de koklamıştım leylakları, ama onların
işbirliği içinde, insanın aklını başından alan, denetimsiz kokularını bu
sokakta yaşadım demeliyim, daha doğrusu.
Nisan –
Mayıs aylarında başlayan bu çılgınlık, mevsim yaza döndüğünde yerini
ıhlamurların baygın kokusuna bırakırdı sokağımızda. Sanki kısa boylu, şeytani leylakların yanında
daha ayakları yere basan ıhlamur ağaçları mevsim değişip havalar ısındığında
akıllarının bir karıştan çok daha fazla havada olduğunu ispatlamak istercesine
patlatırlardı çiçeklerini… Ve o güzelim ıhlamur çiçekleri, sanki bütün sene
rayihalarını içlerinde tutmuş da, aylarca leylakları kıskançlıkla takip
etmişler gibi salardı kokularını yol boyunca… Hele gün akşama döndüğünde
kendinizden geçmeden adım atamazdınız sokakta… Her bir adım farklı bir deneyim
olur, hayaller içinde ilerlerdiniz… Eve mi gidiyorsunuz, masal dünyasına mı
karışırdı kafanız daha birkaç adım içinde…
Bundan mıydı
acaba, her defasında ekmek almayı unutuşum eve dönerken, kim bilir?
Geçen zaman
içinde, ben İstanbul’u terk ettim, Ege’de buldum kendimi… Hiç özlemedim
İstanbul’u ilk başlarda. Portakalların, limonların çiçeklerine bıraktım bahar
sevincimi… Yaseminlerin çılgınlığı, melisaların arsızlığı ile oyaladım yaz
gecelerimi. Sonra bir ilkbahar sabahı erguvanları aramaya başladı gözüm ağaçlar
arasında… Necati Cumalı’nın Güneş Özlemi
şiirindeki deli erguvanlar, yüreğimdeki bahçede ilk başını gösteren anıydı
İstanbul’dan… Fark ettim ki, Ege’de de aynı derecede deli tüm erguvanlar,
yatıştı yüreğim…
Yine de
köydeki bahçemde, her türlü meyve ağacının arasında, manzaramın göz ucundaki
erguvan ağacı hepten su serpti içime… Lakin bir süre… Bir süre sonra bahçemde
olmayan iki ağacı daha fark ettim… Beni o ilk gençliğime götürecek iki
yaramazı… Leylak ve Ihlamur tabii ki…
Derhal,
ikisine de birer yer açtım bahçemde, tıpkı yüreğimde paylaştıkları yer gibi…
Sonra da yeşermeye bıraktım o umutları bahçenin iki ayrı yakasında…
Nihayet bu
sene, gözünün içine baktığım iki yürek sürgünümden ilki, yani leylaklarım
coşturdu beni, kendi çiçeklenişi ile… Öylesine güzel, öylesine çılgın, öylesine
vurdumduymaz… Sanki hiç umrunda değilmiş
de, öylesine salıvermiş gibi gönlündekileri…
O leylakları
kokladıkça daha bir anladım, Alman yazar Patrick Süskind’in Koku (das Parfum) isimli
ilk romanındaki (Can Yayınları, ISBN: 9789755100593) kahramanı Jean-Baptiste
Grenouille’in deliliğini, hepsi benim olmalıydı o kokuların, sonsuza kadar…
Parfüm yapımını mı öğrenmeliyim?
Evet,
sevgili minik ıhlamur ağacım, şimdi gözüm senin üstünde… Öyle fütursuzca bakma
bana… Adım adım yaklaşıyor senin de zamanın…
19 Nisan 2012 Perşembe
Yeni yazılar, seyahatler, ekşi maya
Bir süredir bu blogu ihmal etmişim, şimdi fark ettim... Hasat sonrası günlerde zeytinyağı tadımları, sınıflaması, taşınması, derken bir de İstanbul seyahati girince araya böyle oluverdi işte... Ama geçen günler bir anlamda verimli de geçti... Bu arada Zinde Türkiye'de yeni bir yazım daha yayınlandı... Konu, zeytinyağı nasıl saklanmalıdır? Sanırım yaz öncesi herkesin okuması gereken bir yazı oldu... Zira malum, zeytinyağının baş düşmanlarından biri sıcaklar...
Yine İstanbul'dayken sevgili kuzenim ile bir röportaj yaptık ve bu yazı da Alternatif Anne dergisinde yayınlandı. Onu da buradan paylaşmak isterim. (fotoğrafa tıklayabilirsiniz)
Bir de ekşi maya denemelerim var son zamanlarda, ama hala istediğim kesin sonuçlara ulaşamadığım için buradan henüz tarif paylaşmak istemiyorum. Yazın sanırım bol bol vaktim olacak daha fazla deneme için... Yine de ekmek yoğurmanın tam bir meditasyon olduğu düşüncem, son bir ayda hepten pekişti desem yeterli olacaktır sanırım şimdilik... Ekşi mayam 5. defadır kullanımda, hala kullanılabilir halde, bu da iyiye işaret.
Şimdi sırada Olivetech fuarı var. Bugün başladı, ancak biz sanırım cumartesi gidebileceğiz ziyarete... Heyecanla bekliyorum.
Fotoğraflar: http://www.40firinekmek.com
http://www.klasiktatlar.com
Yine İstanbul'dayken sevgili kuzenim ile bir röportaj yaptık ve bu yazı da Alternatif Anne dergisinde yayınlandı. Onu da buradan paylaşmak isterim. (fotoğrafa tıklayabilirsiniz)
Bir de ekşi maya denemelerim var son zamanlarda, ama hala istediğim kesin sonuçlara ulaşamadığım için buradan henüz tarif paylaşmak istemiyorum. Yazın sanırım bol bol vaktim olacak daha fazla deneme için... Yine de ekmek yoğurmanın tam bir meditasyon olduğu düşüncem, son bir ayda hepten pekişti desem yeterli olacaktır sanırım şimdilik... Ekşi mayam 5. defadır kullanımda, hala kullanılabilir halde, bu da iyiye işaret.
Şimdi sırada Olivetech fuarı var. Bugün başladı, ancak biz sanırım cumartesi gidebileceğiz ziyarete... Heyecanla bekliyorum.
Fotoğraflar: http://www.40firinekmek.com
http://www.klasiktatlar.com
25 Şubat 2012 Cumartesi
Bahar geldi bile...
Güneş yüzünü gösterdi bizim dağlarda bugün... Nefis bir hava... Soba, "beni yakma bugün" dedi... Kafamı kapıdan uzattım, bahçe yemyeşil... Henüz çılgıncasına açmadılarsa da, papatyalar boy göstermiş, "topla beni" çağrısına karşı koyamadım, ufacık bir demet yapıverdim.
Mis gibi kokan mayıs papatyalarındansa, bu iri iri çiçekler her zaman heyecanlandırmıştır beni, baharın ilk müjdecisidirler çünkü... Bırakın yazın sıcağını, baharın ilk ılık günlerini bile beklemezler açmak için.
Bahçemizde 2 tane yaşını başına almış badem ağacı var, daha önce de paylaşmıştım. Bir de çocukları oldu, alt merdivenden bir sürpriz gibi başını uzattı 2-3 bahar önce... Nispeten daha korunaklı bir yerde, güneş görüyor da rüzgar almıyor pek... Bir baktım o da açmış çiçeklerini... Daha ne isterim. "Merhaba" dedim ona da.
Fulyalar açmadı bu sene, sanırım havanın mevsim normallerinin altında gitmesinden... Umudum frezyalarda, ama göreceğiz birkaç hafta içinde.
Her neyse, kışı çok güzel geçirdik ya, baharın gelmesinde bile bir hüzün buldum kendime... Sobanın üzerinde her daim demli çaya veda etme vakti geldi. O keyfi Ahmet Telli ile uğurlamalıyım en güzeli, bir sonraki kışa kadar:
Hiç kimse bir aşkı
Onarmaya kalkmasın
Kaybedilmeye değer
En güzel anında bitirilmişse eğer
Baharımız da kışımız kadar güzel geçsin...
Mis gibi kokan mayıs papatyalarındansa, bu iri iri çiçekler her zaman heyecanlandırmıştır beni, baharın ilk müjdecisidirler çünkü... Bırakın yazın sıcağını, baharın ilk ılık günlerini bile beklemezler açmak için.
Bahçemizde 2 tane yaşını başına almış badem ağacı var, daha önce de paylaşmıştım. Bir de çocukları oldu, alt merdivenden bir sürpriz gibi başını uzattı 2-3 bahar önce... Nispeten daha korunaklı bir yerde, güneş görüyor da rüzgar almıyor pek... Bir baktım o da açmış çiçeklerini... Daha ne isterim. "Merhaba" dedim ona da.Fulyalar açmadı bu sene, sanırım havanın mevsim normallerinin altında gitmesinden... Umudum frezyalarda, ama göreceğiz birkaç hafta içinde.
Her neyse, kışı çok güzel geçirdik ya, baharın gelmesinde bile bir hüzün buldum kendime... Sobanın üzerinde her daim demli çaya veda etme vakti geldi. O keyfi Ahmet Telli ile uğurlamalıyım en güzeli, bir sonraki kışa kadar:
Hiç kimse bir aşkıOnarmaya kalkmasın
Kaybedilmeye değer
En güzel anında bitirilmişse eğer
Baharımız da kışımız kadar güzel geçsin...
29 Ocak 2012 Pazar
İzmir On The Rocks
İşte ilk yazım:
Afiyetle okuyun ve keyifle tabii...
Artık Zinde Türkiye Dergisi'ndeyim...
Son zamanlarda bazı gelişmeler oluyor. Blog ve FB'taki yazılarımı takip eden Zinde Türkiye Sağlıklı Yaşam ve Spor Dergisi'nin yazarı oldum.
Evet, uzun süredir yazıyorum. Bloglarımda belli sayıda takipçilerim var. Yine de amatör yazılarımın beğenilmesi ve yayın boyutunda değerlendirilmesi gururumu okşadı...
Sizler de keyifle okursunuz umarım:
Zeytinyağının Kalitesini Ölçmek İçin: Tadım
Sevgiyle,
Bahar
24 Aralık 2011 Cumartesi
Doğanın Lütfu...
Resmi olarak kış geldi, 21 Aralık'ı devirdik... Bahçe de iyice sakinleşti haliyle, ama son yağan yağmurlar, biraz açan güneş sayesinde lütfunu esirgemiyor bizden hala...
Bugün eldivenlerimi taktım. Isırgan otu topladım bahçeden keyifle... Kimileri ufak, kimiler tohuma kaçmış, hatta mor saplı, iri yapraklı cinsi bile vardı aralarında... Bu iri yapraklıları ilk Almanya'da görmüştüm. Burada olduğunu bilmiyordum, ne güzel çeşit oldu bana da... Yine de o kalın saplar, eldivenlerin üzerinden dalamayı becerdiler beni. "Isırganı seven..." dedim içimden. Buralarda dalağan diyorlar ısırgan otuna.
Yanı sıra biraz ebegümeci, biraz iğnelik, biraz da pazı buldum, hatta radikayla bile karşılaştım kışın bu ilk günlerinde kendinden geçmiş, inadına yemyeşil olmuş bahçede... Ne mutlu bize diye düşündüm. Doğa her mevsimde lütfunu gösteriyor bize...
Bugünün menüsünde bahçeden taze biçilmiş pırasalar var ek olarak, son birkaç yeşil domatesi atacağım içine, Sultan'ın önerisine uyarak. Yeni tatlara yelken açtık bir defa daha...
Hepsini karıştırıp börek yapmayı planlıyorum, kavurması da güzel olur aslında, karar veremiyorum.
Sağolsun Bahar'ın Bahçesi...
Not: Bu arada yazmayı unuttum, ısırgan otu ile ilgili daha detaylı bilgi için bu Doğayı Keşfederken blogunu okuyabilirsiniz.
Bugün eldivenlerimi taktım. Isırgan otu topladım bahçeden keyifle... Kimileri ufak, kimiler tohuma kaçmış, hatta mor saplı, iri yapraklı cinsi bile vardı aralarında... Bu iri yapraklıları ilk Almanya'da görmüştüm. Burada olduğunu bilmiyordum, ne güzel çeşit oldu bana da... Yine de o kalın saplar, eldivenlerin üzerinden dalamayı becerdiler beni. "Isırganı seven..." dedim içimden. Buralarda dalağan diyorlar ısırgan otuna.
Yanı sıra biraz ebegümeci, biraz iğnelik, biraz da pazı buldum, hatta radikayla bile karşılaştım kışın bu ilk günlerinde kendinden geçmiş, inadına yemyeşil olmuş bahçede... Ne mutlu bize diye düşündüm. Doğa her mevsimde lütfunu gösteriyor bize...
![]() |
| İğnelik otu. görsel: garova.blogspot.com |
Hepsini karıştırıp börek yapmayı planlıyorum, kavurması da güzel olur aslında, karar veremiyorum.
Sağolsun Bahar'ın Bahçesi...
Not: Bu arada yazmayı unuttum, ısırgan otu ile ilgili daha detaylı bilgi için bu Doğayı Keşfederken blogunu okuyabilirsiniz.
11 Aralık 2011 Pazar
Reduce - Reuse - Recycle (Azalt, tekrar kullan, geri dönüştür)
Çevre ve doğayı korumanın en önemli düsturlarından biridir bu üçlü... Azalt, tekrar kullan ve geri kazan... Bundan 10-15 sene önce sevgili dostum Bora'dan duymuştum ilk. Çok da fazla bir şey anlamamıştım.
Aradan geçen yıllar içinde "tersine evrim"imiz sürerken vardığım noktaya baktığımda doğal olarak bu üçlünün hayatımızda ağırlık kazanmış olduğunu fark ediyorum.
Azalttık
- Naylon torba kullanımını (bez torbalar devrede)
- Abur cubur ve atıştırmalıkları
- Temizlik malzemesi kullanımını (sirke kullanımı arttı, kullanılan deterjan miktarı azaldı)
- Ütü kullanımını (bebeğimiz artık büyüdüğü için ütü artık sadece kırışık çözmek için kullanılıyor)
- Isınma kaynakları kullanımını (el örgüsü yün kazakları tercih ediyoruz)
- Mevsimsiz meyve-sebze tüketimini (bahçeden gelenler öncelik kazanıyor)
- Hazır gıdaları
- Şeker tüketimini
Tekrar kullanımı arttırdık
- Naylon torba
- Gazeteler (paketleme malzemesi, nem tutucu, soba tutuşturucu)
- Kavanozlar (reçelleri, salçaları depolamak için çok lazım)
- Pet şişeler (organik tarım çözümlerinde tuzak vb. olarak)
- Artık sabunlar (sulandırıp eritip tekrar kullanılıyor)
Geri dönüştürüyoruz
- Ambalaj çöpleri geri dönüşüm kutularına
- Organik atıklar bahçeye
- Elma çöpleri sirkeye (temizlik malzemesi ve dezenfektan olarak kullanılmak üzere)
- Aşırı olgun tüm meyveler sirkeye (armut, üzüm vb.)
Biz daha yolun başındayız. Üstelik yola çıkış amacımız çevre koruma da değil, ancak fark ettim ki, yol bizi buraya getirmiş. Bakalım daha nerelere varacağız?
Aradan geçen yıllar içinde "tersine evrim"imiz sürerken vardığım noktaya baktığımda doğal olarak bu üçlünün hayatımızda ağırlık kazanmış olduğunu fark ediyorum.
Azalttık
- Naylon torba kullanımını (bez torbalar devrede)
- Abur cubur ve atıştırmalıkları
- Temizlik malzemesi kullanımını (sirke kullanımı arttı, kullanılan deterjan miktarı azaldı)
- Ütü kullanımını (bebeğimiz artık büyüdüğü için ütü artık sadece kırışık çözmek için kullanılıyor)
- Isınma kaynakları kullanımını (el örgüsü yün kazakları tercih ediyoruz)
- Mevsimsiz meyve-sebze tüketimini (bahçeden gelenler öncelik kazanıyor)
- Hazır gıdaları
- Şeker tüketimini
Tekrar kullanımı arttırdık
- Naylon torba
- Gazeteler (paketleme malzemesi, nem tutucu, soba tutuşturucu)
- Kavanozlar (reçelleri, salçaları depolamak için çok lazım)
- Pet şişeler (organik tarım çözümlerinde tuzak vb. olarak)
- Artık sabunlar (sulandırıp eritip tekrar kullanılıyor)
Geri dönüştürüyoruz
- Ambalaj çöpleri geri dönüşüm kutularına
- Organik atıklar bahçeye
- Elma çöpleri sirkeye (temizlik malzemesi ve dezenfektan olarak kullanılmak üzere)
- Aşırı olgun tüm meyveler sirkeye (armut, üzüm vb.)
Biz daha yolun başındayız. Üstelik yola çıkış amacımız çevre koruma da değil, ancak fark ettim ki, yol bizi buraya getirmiş. Bakalım daha nerelere varacağız?
19 Ağustos 2011 Cuma
Seferihisar'da yine orman yangını
Bugün malum pazar var, Seferihisar'a indik, dönüş yolunda da işlerimiz vardı, Bademler köyü üzerinden bizim köyün yolunu tuttuk, Yakınca evlerini geçtiğimizde yeni ağaçlandırma arazisinin yandığını gördük, yüreğimiz titreyerek. Belli ki yeni yanmaya başlamış, ancak 2 dönümü kaplamıştı yangın şiddetli rüzgar nedeni ile.
Her zaman ezberimde olan Orman Yangını İhbar hattı (177 bu arada) aklıma gelmedi o heyecanla, itfaiyenin numarasını (110) çevirdim cep telefonundan acilen. Yangının yerini iyice tarif ettim içim sıkışarak, "hadi acele edin, çok ciddi yanıyor" hezeyanları ile.
Köye çıktık, içimize sinmedi, Seferihisar'a inen yolun üzerindeki Orman Yangını biriminin yolunu tuttuk. Tabii onlar ihbara doğru yola çıktıklarından olsa gerek, kimseler yoktu. Ancak kapıda bizim köyün muhtarı ile karşılaştık. O da orman birimlerine telefonla ulaşamadığı için haber vermeye gelmişti.
İhbarın yerine ulaştığından yine de emin olamadık, daha doğrusu yerimizde duramadık, tekrar Bademler yönüne döndük ve ilk helikopteri gördük. Eşim tüm yol boyunca bir yandan aracımızı kullanırken bir yandan da gözyaşları ile mücadele ediyordu. 6 yaşındaki oğlum da bir orman yangınında neler yapıldığına yakından tanık oldu. Benim telefonum üzerinden belki yarım saat geçmeden 2 helikopter, 2 uçak olay yerine su taşımaya başlamıştı. Daha sonra 4 adet de itfaiye aracı saydım. 50 dakika içinde yangın sönmeye yüz tutmuştu çok şükür.
Yine de bu 50 dakika zarfında tahminen 20 dönüm arazi yandı, kül oldu...
Ben bu yazıyı yazarken aşağı yukarı 1,5 saat geçti ilk telefonun üzerinden hala helikopterlerin sesi duyuluyor, yani daha dinmedi sızı...
Bu vesile ile Seferihisar Orman Yangını Ekiplerimizle gurur duyduğumuzu da belirtmek istiyorum. Ellerinde imkanları seferber ederek yangına hızla müdahale edip kontrol altına aldılar. Tebrik ediyor, ayakta alkışlıyoruz.
Not: O arada tabii ki fotoğraf çekmek aklımıza bile gelmedi, yukarıdaki fotoğraf eski bir Seferihisar orman yangını haberinden alınmıştır.
Her zaman ezberimde olan Orman Yangını İhbar hattı (177 bu arada) aklıma gelmedi o heyecanla, itfaiyenin numarasını (110) çevirdim cep telefonundan acilen. Yangının yerini iyice tarif ettim içim sıkışarak, "hadi acele edin, çok ciddi yanıyor" hezeyanları ile.
Köye çıktık, içimize sinmedi, Seferihisar'a inen yolun üzerindeki Orman Yangını biriminin yolunu tuttuk. Tabii onlar ihbara doğru yola çıktıklarından olsa gerek, kimseler yoktu. Ancak kapıda bizim köyün muhtarı ile karşılaştık. O da orman birimlerine telefonla ulaşamadığı için haber vermeye gelmişti.
İhbarın yerine ulaştığından yine de emin olamadık, daha doğrusu yerimizde duramadık, tekrar Bademler yönüne döndük ve ilk helikopteri gördük. Eşim tüm yol boyunca bir yandan aracımızı kullanırken bir yandan da gözyaşları ile mücadele ediyordu. 6 yaşındaki oğlum da bir orman yangınında neler yapıldığına yakından tanık oldu. Benim telefonum üzerinden belki yarım saat geçmeden 2 helikopter, 2 uçak olay yerine su taşımaya başlamıştı. Daha sonra 4 adet de itfaiye aracı saydım. 50 dakika içinde yangın sönmeye yüz tutmuştu çok şükür.
Yine de bu 50 dakika zarfında tahminen 20 dönüm arazi yandı, kül oldu...
Ben bu yazıyı yazarken aşağı yukarı 1,5 saat geçti ilk telefonun üzerinden hala helikopterlerin sesi duyuluyor, yani daha dinmedi sızı...
Bu vesile ile Seferihisar Orman Yangını Ekiplerimizle gurur duyduğumuzu da belirtmek istiyorum. Ellerinde imkanları seferber ederek yangına hızla müdahale edip kontrol altına aldılar. Tebrik ediyor, ayakta alkışlıyoruz.
Not: O arada tabii ki fotoğraf çekmek aklımıza bile gelmedi, yukarıdaki fotoğraf eski bir Seferihisar orman yangını haberinden alınmıştır.
3 Mart 2011 Perşembe
Fuardan izlenimler...
Bugün ailecek fuardaydık... Eh, 1,5 yıl geçti son fuarın ardından, üstelik şarap kısmı ayrıldı, Vinolive oldu Olivtech. Heyecanla ve merakla bekliyordum, şarapsız zeytinyağı nasıl olacak diye... Her neyse, işte izlenimlerim:
- Fuar ağırlıklı olarak zeytinyağı üreticilerinden oluşuyordu, üretime destek verecek firmalardan çok az katılım vardı. Hani hasat aletleri, filtreleme, şişeleme, saklama, ambalajlama konusunda hizmet veren çok az firma vardı.
- Hakkı Usta çok modern yeni makinalar sergiliyordu. Atlantis Cam, yine tam kadro, tüm ürünleri ile oradaydı.
- Tattığımız zeytinyağları arasında bir numara bizce İthaca'ydı. Erken Hasat, Soğuk Sıkım, Taş Baskı, her biri ayrı ayrı mükemmeldi. Üstelik sunum, ambalajlar, tadım malzemeleri zeytinyağı fuarına yakışan kalitedeydi... Ellerine sağlık.
- Yine arkadaşımız Yaman'ın bize tattırdığı Benlioğlu'na ait özel üretim soğuk sıkım zeytinyağı pek lezzetliydi.
- Son olarak Nar Doğal Ürünler'in çeşnili natürel yağları (özellikle Bergamot) ve yöresel yağları damağımızı okşayan lezzetler olarak hatıralarımıza yerleşti.
- Edremit Zeytincilik Üretim Eğitim ve Gen. Merkezi fuarda zeytinyağı tattırmak yerine ilgilenenlere tadım yöntemlerini anlatmayı tercih etmişti. Sayın Murat Küçükçakır'ın güzel bir hareketi olarak yorumluyorum. Ağzınıza sağlık.
- Geçen fuarda olduğu gibi bu yıl da Celal Bayar Üniv. Akhisar MYO öğrencileri harikaydı. Çeşnili zeytinleri özellikle de portakallı olanı bu sene hayallerimizi süsleyecek. Ne yazık ki satış yapmıyorlar hala :) Ellerinize sağlık çocuklar.
- Son olarak gereğinden fazla zeytin ve zeytinyağı tüketmişken karşımıza çıkar Kırlangıç'ın zeytinyağlı sarma ve zeytinyağlı - patlıcan ezmeli ekmek sunumu çok iyi geldi. Fuarın hoş sürprizlerinden biriydi.
2 saatlik fuar gezimizden benim aklımda kalanlar bunlar. Atladıklarım olabilir, affola... Emeği geçen herkes sağ olsun.
Umarım Divolio olarak katılacağımız günleri de görürüz.
- Fuar ağırlıklı olarak zeytinyağı üreticilerinden oluşuyordu, üretime destek verecek firmalardan çok az katılım vardı. Hani hasat aletleri, filtreleme, şişeleme, saklama, ambalajlama konusunda hizmet veren çok az firma vardı.
- Hakkı Usta çok modern yeni makinalar sergiliyordu. Atlantis Cam, yine tam kadro, tüm ürünleri ile oradaydı.
- Tattığımız zeytinyağları arasında bir numara bizce İthaca'ydı. Erken Hasat, Soğuk Sıkım, Taş Baskı, her biri ayrı ayrı mükemmeldi. Üstelik sunum, ambalajlar, tadım malzemeleri zeytinyağı fuarına yakışan kalitedeydi... Ellerine sağlık.
- Yine arkadaşımız Yaman'ın bize tattırdığı Benlioğlu'na ait özel üretim soğuk sıkım zeytinyağı pek lezzetliydi.
- Son olarak Nar Doğal Ürünler'in çeşnili natürel yağları (özellikle Bergamot) ve yöresel yağları damağımızı okşayan lezzetler olarak hatıralarımıza yerleşti.
- Edremit Zeytincilik Üretim Eğitim ve Gen. Merkezi fuarda zeytinyağı tattırmak yerine ilgilenenlere tadım yöntemlerini anlatmayı tercih etmişti. Sayın Murat Küçükçakır'ın güzel bir hareketi olarak yorumluyorum. Ağzınıza sağlık.- Geçen fuarda olduğu gibi bu yıl da Celal Bayar Üniv. Akhisar MYO öğrencileri harikaydı. Çeşnili zeytinleri özellikle de portakallı olanı bu sene hayallerimizi süsleyecek. Ne yazık ki satış yapmıyorlar hala :) Ellerinize sağlık çocuklar.
- Son olarak gereğinden fazla zeytin ve zeytinyağı tüketmişken karşımıza çıkar Kırlangıç'ın zeytinyağlı sarma ve zeytinyağlı - patlıcan ezmeli ekmek sunumu çok iyi geldi. Fuarın hoş sürprizlerinden biriydi.
2 saatlik fuar gezimizden benim aklımda kalanlar bunlar. Atladıklarım olabilir, affola... Emeği geçen herkes sağ olsun.
Umarım Divolio olarak katılacağımız günleri de görürüz.
18 Şubat 2011 Cuma
Kolon sızması nedir?
Takip edenler duymuşlardır: Zeytinyağı sektörü "Kolon sızması sahteciliği" ile çalkalanıyor. Zeytinağacı Dergisi'nin haberine göre Zeytindostu Derneği ve TİM’in öncülüğünde 17 sivil toplum örgütünün başlattığı ‘El ele zeytinyağında yüzde 100 güvence’ isimli proje kapsamında analizi yapılan 82 üründen yarısının sağlığa uygun olmadığı tespit edildi.
Peki nedir bu kolon sızması? Şimdi malum, natürel zeytinyağı asit değerlerine göre natürel sızma ve natürel birinci olarak ayrılıyor, bu asit derecelerinin üzerindeki yağlar ise rafinajlık olarak nitelendiriliyor. İşte kolon sızması aslında sızma kategorisine girmeyen yüksek asitli yağların rafine edilmesi gerekirken yapılmayıp ısıl işlem ile asit değerinin sızma değerlerine çekilmesi şeklinde tanımlanabilir.
Yasağa rağmen, piyasada satılan her iki sızma zeytinyağından birini, yüksek asit oranı kolon yöntemiyle düşürülmüş yağlar oluşturuyor. Vitamin ve gıda değerlerinde kayba yol açan bu yöntem sayesinde rafinajlık zeytinyağları, yüksek ısıda vakumlama yöntemiyle işleme tabi tutularak, asit oranları sızma seviyesine (yüzde 0.8) kadar çekilebiliyor. Kolon yağları işlem görmesi nedeni ile duyusal özellikler olarak naturel sızma zeytinyağında bulunan doğal aromaları yitirebiliyor. Kötü tat ve kokusu alınsa dahi, kusur içerip kısa sürede oksidasyona uğrayabiliyor. Yani bu yağlar uzun süre beklediği taktirde oksitlendiği için ransid olarak tanımlanan kusur oluşuyor.
Bir zeytinyağının doğal yöntemlerle mi yoksa kolon yöntemiyle mi sızmaya dönüştürüldüğü de ancak, laboratuvar ortamında yapılan testler sonucunda belirlenebiliyor. Kolon yağı ile naturel sızma zeytinyağı arasında ise çok ciddi emek ve maliyet farkı var.
Peki nedir bu kolon sızması? Şimdi malum, natürel zeytinyağı asit değerlerine göre natürel sızma ve natürel birinci olarak ayrılıyor, bu asit derecelerinin üzerindeki yağlar ise rafinajlık olarak nitelendiriliyor. İşte kolon sızması aslında sızma kategorisine girmeyen yüksek asitli yağların rafine edilmesi gerekirken yapılmayıp ısıl işlem ile asit değerinin sızma değerlerine çekilmesi şeklinde tanımlanabilir.
Yasağa rağmen, piyasada satılan her iki sızma zeytinyağından birini, yüksek asit oranı kolon yöntemiyle düşürülmüş yağlar oluşturuyor. Vitamin ve gıda değerlerinde kayba yol açan bu yöntem sayesinde rafinajlık zeytinyağları, yüksek ısıda vakumlama yöntemiyle işleme tabi tutularak, asit oranları sızma seviyesine (yüzde 0.8) kadar çekilebiliyor. Kolon yağları işlem görmesi nedeni ile duyusal özellikler olarak naturel sızma zeytinyağında bulunan doğal aromaları yitirebiliyor. Kötü tat ve kokusu alınsa dahi, kusur içerip kısa sürede oksidasyona uğrayabiliyor. Yani bu yağlar uzun süre beklediği taktirde oksitlendiği için ransid olarak tanımlanan kusur oluşuyor.
Bir zeytinyağının doğal yöntemlerle mi yoksa kolon yöntemiyle mi sızmaya dönüştürüldüğü de ancak, laboratuvar ortamında yapılan testler sonucunda belirlenebiliyor. Kolon yağı ile naturel sızma zeytinyağı arasında ise çok ciddi emek ve maliyet farkı var.
Kaynaklar: http://www.forumfood.net/kolon-sizmasi-sahteciligi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















